18-19 Temmuz 2020 – Menekşe Yaylası Aile ve Çocuk Kampı Güncesi

Bahar ve yazı aynı anda yaşayabileceğimiz yaylaların başında gelir Menekşe Yaylası…İzmit’te hava ne olursa olsun, 1050m yükseklikteki bu yayla kendi mevsimini kendi ayarlar. Bunu yaylaya çıkış yolundaki su birikintilerinden yazın ortasında bile hissedebilirsiniz. Güneş almayan kısımlar hiç kurumaz. Bu yollara girdiğimiz anda macera başlar ve elbirliği ile tüm konvoyu güvenli bir şekilde yaylaya ulaştırmaya çalışırız. Ufak tefek sıkıntılar yaşansa da, bakir doğaya ulaşmak için çekilen her türlü zahmete değer.

Gece ve gündüz arası sıcaklık farkından oluşan sis, kısa bir süre içinde yaylaya hakim olur ve bir anda kendinizi masallar ülkesinde zannedersiniz. Ayrıca yaz aylarında bulutlu hava da bulunmaz bir nimettir, sizi güneşin yakıcılığından korur. Bu kamp hava gündüz 26-27 gece ise 13-14 derece arası geçti. Herkesin hazırlıkları hava şartları için fazlasıyla yeterliydi. 

Bölgedeki su kaynaklarında mevsimden dolayı belirgin bir azalma var. Aslında oldukça uzun süredir bahar aylarında geldiğimiz bu yaylaya ilk defa temmuz ortası geliyoruz…Yine de su konusunda sıkıntımız yok, her şekilde bu konuyu çözmenin bir yolunu buluruz ;) 

Pandeminin etkilerini farklı gruplarla doğada iken daha fazla gözlemleme şansımız oluyor. Doğaya olan ihtiyaç ve özellikle çocukların enerjilerinin ne kadar yüksek olduğunu çok daha iyi görüyoruz. Ekip fiziksel ve mental olarak her türlü maceraya hazır bir şekilde ilk gün yürüyüşüne geçti bile…Beş yaş altı 6-7 minik bile ilk gün yürüyüşünde çok istekli ve başarılı idiler. Yaklaşık 6km yürümelerine rağmen mızıkçılık yapan yoktu aralarında…Sanki yürüyüş ve keşif bitmesin ister gibi bakıyorlardı bazıları J Ebeveynlerin şaşkın bakışları altında kamp alanına döndük ve gece için odun toplama işini organize etmeye koyulduk. Yemekler pişirildi, ateşimiz yandı ve gece boyunca şarkılar söyleyerek ateş başının keyfini çıkardık. 

Gece hava son derece güzeldi, hatta sıcak bile denebilir bu bölgeye göre…Herkesin güzel bir gece geçirdiği yüzlerinden okunuyordu. Ekip ikinci gün yürüyüşüne hazır ve çocuklar yola koyuldu bile. Ne yöne yürüyeceğimizi daha söylememiştim oysaki J O halde onlar ne tarafa gitmek istiyorsa, o tarafa yürünecek diyerek biz de takıldık peşlerine… 

Çetin geçen kışın izlerini ormandaki ağaçların durumundan anlayabilmek mümkün. Gerek kar gerekse rüzgardan yaşlı ağaçların bazıları kırılmış, bazıları toprağından kökü ile birlikte kurtularak devrilmiş. İkinci gün orman içlerinde yaptığımız gözlemlerde de bunu sıkça gördük. İkinci günkü rotamız oldukça sert iniş çıkışların olduğu ve bir o kadar eğlenceli patikaların birbirini takip ettiği bir orman yürüyüşü şeklinde geçti. Yol boyunca ağaçlara sarılarak onları duymaya ve dinlemeye çalıştık. Hatta aramızda onların kendi aralarındaki konuşmalarını duyanlar bile oldu J 

Aklıma gelmişken kamp hazırlıkları ile ilgili bir iki şey söylemek isterim. Kamp tecrübesi kazanabilmek ve daha az malzeme ile hayatı idame ettirebileceğimizi görebilmenin tek yolu, kamp pratiğinin arttırılmasından geçer. “Nasıl olsa araba ile gidiyoruz, evde ne varsa alalım” mantığı ile hareket edersek o getirdiğimiz eşyalar her geçen gün azalacağına artar. Elbette burada bahsettiğim teknik malzeme değil. Özellikle yiyecek konusunda çok endişeli bir davranış şeklimiz var, belki de toplum olarak bu böyle. Bu konu ile alakalı kendimizi eğitmeli ve bunu yaparken çocuklarımızın da bunu gözlemlemelerini sağlamalıyız. Bu onlara hayatta ayakta kalabilmeleri ile ilgili kazandırabileceğimiz en önemli derslerden biri olacaktır. 

Hiç bitmesin istediğimiz bir kamp yine sona erdi. Anılarımızı heybemize doldurarak bir sonraki kamp planları yapılmaya başlandı bile… Mutluyuz ve elimizdeki nimetlerin farkındayız…Zor günlerin ardından tekrar özgürce yaylalarda vakit geçirebiliyor olmak büyük bir lütuf. En basitinden hafta sonu kamplarının pazartesi sendromunu yok ettiğini biliyoruz J 

Tekrar doğada birlikte olabilmek dileklerimle,

Volkan Üstün

 

Yorum Ekle