Bolu Aladağlar İlk Buluşma 2011 mart

Biz haftasonu çoluk – çocuk buradaydık… :)
Haftasonu ile ilgili gelen ilk yazı Nurdan’dan..

Tam 8 aileydik. Yaşları 1,5 ila 5,5 arasında değişen 8 çocuk. 8 baba ve 7 anne; toplamda 23 kişi! Aramızda daha önceden tanışmış olanlar vardı ama çoğumuz birbirimizi ilk defa görüyorduk. Ayça’nın teklifine “tamam” demiş, bavuluna evdeki bütün kalın kıyafetlerini doldurmuş, çocuklarına “kar” göstermek için Bolu’nun yolunu tutmuş 8 aile...

Osman Alpay’ın teklifini benimle paylaştığında, nedenini şimdi bile bilemediğim bir rahatlıkla “olur” demiştim. Soğuğu sevmememe ve geçen seneki “kar tatilimiz”in kötü geçmiş tüm günlerine rağmen. Belki de “bir ihtimal gidemeyecek olmak” şıkkının rahatlığı vardı kafamda? Ama bizim “olur”dan sonrası o kadar hızlı gelişti ki! Çok kısa bir süre sonra Ayça’dan bir mesaj geldi: ”Özgür’ler de geliyor.” Ve kısa süre sonra bir mesaj daha:“babakampagidelim”mi de de duyurayım mı bunu? “Neden olmasın, elbette!” dedim ve birkaç gün sonra beni şok eden yeni mesajı aldım; 8 aile olmuştuk!

İşte tam da bu an içimdeki kurtlar iş başına geçti. Havalar soğumaya başladıkça, en büyük kurt daha kuvvetli seslenmeye başladı kulağıma: “ya Zeynep hasta olursa!” En büyük korkum buydu galiba? Eylül-Ocak döneminin neredeyse tümünü hasta geçiren Zeyno daha yeni toparlamıştı ve ben yeniden hasta olmasını istemiyordum.

Diğer kurtlar da durmadı tabii: “Ayça’ları ve Özgür’leri tanıyorsun sorun yok ama ya diğerleri? Anlaşabilecek misin?”, “Çocuklar anlaşabilecekler mi acaba?”, “Ya Zeynep sıkılır ve daha önceki tatilde olduğu gibi dışarı adımını bile atmak istemezse”, “Kara-kışa uygun kıyafetlerin de yok, ne yapacaksın?”... Kırt kırt kırt...

Tüm kurtlara kafa tuttum bu kez. Alpay mesaj yollar yollamaz, vazgeçme ihtimalinin kapısını tamamen kapatmak için kalacak yer parasını havale ettim. Ve Zeynep’e de sürekli, Erin’lerle ve Sarı Zeynep’lerle 2 günlüğüne şehir dışına tatile gideceğimizi, orda onlardan başka 5 çocuk daha olacağını ve bol bol karla oynayabileceğini anlattım. O kadar heyecanlandı ki!

Belki de bu heyecandan, gözlerinden uyku akmasına rağmen, Cuma akşamı, her zamanki saatinde kolay kolay uykuya geçemedi Zeyno. Sonunda uykuya yenik düşünce, ben de açtım koca bavulu ortaya. Pantolonlar, kalın kazaklar, polarlar, kalın çoraplar ve bunların yedekleri... Zeyno’nun kalın kıyafetleri, bunların yedekleri ve yedeklerin yedekleri... Yedekli ayakkabılar... Ateşdüşürücü şurup, ateşölçer... Battaniye, çarşaf, kılıf... 

Biz böyle bir deneyimi ilk kez yaşayacağımızdan, Ayça’nın gönderdiği mail üzerinden giderek ve tekrar tekrar kontrol ederek doldurdum koca bavulu. Epi topu 1 gece 2 gün kalacaktık ama kurtların da fısıltılarıyla bavul tıkabasa dolmuştu bile.

Sabah saat 7’de, Zeyno’nun kulağına “Haydi, gitme vakti!” demem yetti. Yataktan gayet uyanık fırladı, itirazsız kıyafetlerini giydi ve camın önünde beklemeye başladı.


Gidiş yolunda... Gülen yüzler...

1 saat sonra, şoför koltuğunda Alpay, ön koltukta Osman, arka koltukta soldan sağa Ayça, Erin, Zeyno, ben ve arkada tüm bagajı tepeleme dolduran eşyalarımızla yoldaydık... 

Bir grup, Bolu’da Yurdaer Otel’de yedik öğle yemeğimizi. Diğer gruplarla haberleştik ve sonunda İstanbul’dan, İzmit’ten ve Ankara’dan gelen tüm arabalar, Seben girişinde buluştuk. 

Sürekli “ama kar nerdeee?” diye sorup duran Zeyno’yla Erin’i “az kaldı, az kaldı” diye avutarak tırmanmaya başladık. Ve tırmandıkça anladık ki, ara ara ağaçların üstünde ve yol kenarında gördüğümüz karların dışında kar yoktu ortalıkta. Kalacağımız mevkiye ise bahar çoktan gelmiş; mor ve sarı çiçekler her yeri kaplamıştı...

Daha önce bu bölgeye, bu tarihlerde gelenler şaşkın, ben gayet mutlu mesut, daha odalara yerleşmeden daldık doğaya. Bir kısım büyük göl kenarına yürüyüşe, Alpay önderliğindeki çocuklar ve bizim de dahil olduğumuz birkaç ebeveyn keşfe. Sarı Zeynep, Kara Zeynep ve 3 oğlan çocuğu. Yaklaşık 1,5 saat boyunca mest oldular adeta. Köstebek yuvalarını takip ettiler, karınca yuvalarına baktılar, donmuş suların üstünde kaydılar, devrilmiş ağaçlarla ilgili yorum yaptılar, koca koca kütükleri kucaklayıp kaldırmaya çalıştılar, buldukları her kar öbeğini değerlendirip “Alpay Baba”ya kar attılar, temiz karların tadına baktılar... Suların içine batıp çıktılar, elleri donana kadar karı ellediler, zaman zaman ördek yavruları gibi Alpay’ın arkasına dizildiler, kuşları dinlediler... 


Buz üstünde kaymaca... (Foto:Ayça Oğuş)


A-haa! Burda bi şey buldum!


"Alpay Baba" ve ördek yavruları


Eller donana kadar kar atmaya devam!


Acaba bu ağacı hep birlikte kaldırabilir miyiz? Biraz hareket etti geliba!

Ben Alpay’ın şifreli uyarılarıyla ellerimi çektim Zeyno’nun üstünden. Bir süre sonra rahatlayan ve kendine güveni gelen Zeyno da işin keyfini sürdü. İşte bu geziyi amacına tam anlamıyla ulaştıran da bu 1,5 saatti bence! Çok yaşa Alpay, emeğine, ayağına, yüreğine sağlık!

Gün batımına doğru tüm tayfa, şöninenin ve sobanın ateşiyle ısınan ortak yaşam alanındaydık. Anneler mutfakta bulgur pilavı ve haşlamanın başında, çocuklar şöminenin önünde, babalar onların yanında. Kısa sürede boydan boya kurulan masa donandı, herkes etrafında toplandı. Haşlamanın pişmesini bekleyemeyen çocuklar, mis gibi taze bulgur pilavını yoğurtla kaşıklayıp, bir güzel mideye indirdi. 


Bizi ısıtan, ayakkabıları kurutan, her daim yanan şöminemiz (Foto:Ayça Oğuş)

Gece boyunca buradaydık. Yedik, içtik, sohbet ettik... Çocuklar koşturdu, boyama yaptı, oyun oynadı. Hem de bizi neredeyse hiç rahatsız etmeden, çekişmeden, didişmeden! Uykusu gelenler odalarına gitti, kalanlar Deniz’in hazırladığı sıcak şarabı yudumladı şömine başında. Bizim evin tayfası sohbete dalınca, iki Zeynep’le Barış şömine karşısındaki koltukları yatak yaptı kendine. Taa ki biz odalarımıza gidene kadar...

Asıl sürpriz ikinci gündü. Galiba 8 çocuğun dileği yukardakini harekete geçirmişti ki, biz uyurken, tüm gece yağan kar her yeri kaplamıştı. Üstelik kar lapa lapa yağmaya devam ediyordu. Uyanıp, odasının penceresinden dışarı bakan, çabucak hazırlanıp, dışarı fırladı. Çocuklar, kahvaltı hazırlanana kadar, evlerin önünde kartopu oynadı. 

Kahvaltının ardından Alpay çocukları yine dışarı davet ediyordu. Biliyorum aklı ordaydı ama gözleri çakmak çakmak bakmaya başlayan ve “üşüyorummm, çok üşüyorumm” diyen Zeyno, kendinde dışarı çıkacak gücü bulamadı. Tam büyük kurt “Hah, sonunda olan oldu işte!” diyecekti ki kulağıma, gözüm sobanın üstündeki ıhlamura takıldı. Zencefil takviyeli ıhlamuru büyükçe bir bardağa doldurup, bir kaşık da bal ekledim içine. Şöminenin karşısında ayaklarını ısıtmaya çalışan Zeyno itirazsız içti. Ve bir saat içinde zımba gibi oldu!


Zeynep dayanışması


Kara Zeynep & Sarı Zeynep

Haşlamadan çorbaya dönüşen sıcacık yemeğimizden içtik birer tabak, eşyaları arabalara yükledik ve “hatıra fotoğrafı”nı çekip, dönüş yoluna geçtik. Biraz “kar”ı geride bırakıyor olmaktan, biraz yorgunluktan asıktı bu kez çocukların suratı. Yine de fazlaca arıza çıkarmadan tamamladılar yolu.

Bolu Aladağlar Hatırası

Akşam eve girer girmez ilk işimiz Zeyno’nun banyosu oldu. Sıcak bir banyo yapan Zeyno, derin ve güzel bir uykuya daldı. 

Dün “Zeyno, gittiğimiz kampı sevdin mi?” diye sorduk, “Evet” dedi gülümseyerek. “Bir daha gidelim mi?” dedik, “evet” dedi. “Çadırda kalırız bu kez” dedik, heyecanla “evetttt” dedi. Sanırım ben de “evet” diyeceğim Alpay! Bahar için davetinizi bekliyoruz Ayça! Baba Kampa Gidelim mi? :))

Meraklananlara bir dip not: İlk gece akşam ayazında, dışarıda sadece külotlu çorabı ve polarıyla saatlerce oynayan, elleri donana kadar karı elleyen, suların içine bata çıka yürüyen, ikinci gün bir ara tükenen Zeyno hastalanmadı! Demek ki neymiş? Kış kampı hasta etmezmiş. İçinizdeki kurtlara duyurulur...

{phocagallery view=category|categoryid=10|limitstart=0|limitcount=0}

Ayça Oğuş

1977 İstanbul doğumlu. 1995 İtalyan lisesi, 1999 Kocaeli Üniversitesi Ekonomi mezunu.Önce gezi ve doğa fotoğrafçılığı yaptı. 2007 yılında anne oldu, fotoğrafçılık teması çocuklara yöneldi.2009 yılından beri doğum fotoğrafları , 2010 yılından beri yeni doğan bebek fotoğrafları çekmektedir.2010 -2014 yılları arasında Muammer Yanmaz Fotoğraf Atölyesinde Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi
2015 FUJIFILM EĞİTİM MERKEZİ Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi vermiştir halen özel dersler veremeye devam etmektedir.
Deneyimlerini ve yaşam tarzını anlattığı 2006 yılından beri yazdığı Pi-NiK Kuş adlı blogun yazarıdır.
Ailesi ile birlikte ” Kampa Gidelim mi Baba”  diyerek, diğer ailelere doğa içerisinde yaşayabilecekleri kamplara götürmek konusunda rehberlik yapmaktadır.
Kendi içsel yolculuğunda 2001 yılından öğrenci olarak başladığı yogada 2016 da Deniz Bağan ve Çelen Arıman’dan temel yoga hocalık eğitimini, 2017’de Gizem Onay Collet’ten Hamile yogası hocalık eğitimini tamamlamış halen Çelen Arıman’dan Yin Yoga hocalık eğitimi almaya devam etmekte, Hamile yogası ve başlangıç seviyesi yoga dersleri vermektedir.
Mandala Meditasyonunu bir şifa çalışması olarak kullanarak, yetişkin ve çocuklarla Mandala Atölyelerine liderlik ederek katılımcıların kendi yolculuklarını yaratmalarına yardımcı olmaktadır.Sergiler:2005 Aralık Yalçın Savuran ve proje grubu ile bir gölge konulu karma sergi

2010 Aslı Tür ve ÖzlemTuran ile “Her Damlası Altın:Anne sütü” Sergisi

2012 Bige Yalın ve Özlem Turan ile “Anneliğe Doğmak” Sergisi”

2013 40 Haramiler “İnsan Hikayeleri” Karma Fotoğraf Sergisi

2013 10. Renk : Paris Projesi Sergisi

2015 : Yüzkumbarası Projesi

23 yorum

  • Yorum Linki Pınar Pazartesi, 07 May 2012 09:18 yazan Pınar

    Pek güzeldi, tadı damağımda şurda, tekrar tekrar ve tekrar gitmek, başka kamplarda buluşmak nasip olsun…
    Ormanın verdiği bir başka solumaydı ciğerlerimin yaptığı akşam uykuya geçişte varkettiğim, daha derin, daha sakin…

  • Yorum Linki Derya Ağartan Pazartesi, 07 May 2012 09:17 yazan Derya Ağartan

    Ben gerçekten çok özür dilerim. Sarmaları da sardım sabah 7 kalkıp pişirdik sıcak sıcak yenilsin diye. Ama malesef o beklenmeyen telefon geldi. Sonra bütün gün o sarmaları kendim yedim :(

  • Yorum Linki Çok Bilmiş Pazartesi, 07 May 2012 09:17 yazan Çok Bilmiş

    Bu arada aklım hala Ege usulu sarmalarda… Derya umarım bir dahaki sefere getirebilir o sarmaları :)

  • Yorum Linki Berceste Pazartesi, 07 May 2012 09:17 yazan Berceste

    2 sene once bel fitigi ameliyati gecirmis ve hala dogru duzgun bacagindaki uyusma duzelememis birisi olarak acayip takdir ettim. Pinar’a hamile hamile nasil yurudun derken, diger yol arkadasi daha da basarili olmus kanimca. Masallah hepinize. Sizi toparlayip gune guzellik katan Ayca’ya…

  • Yorum Linki Çok Bilmiş Pazartesi, 07 May 2012 09:16 yazan Çok Bilmiş

    Bu güzel gon için teşekkür ederiz Ayça, çok eğlendik, sizlerle tanıştığımıza çok memnun olduk. Ela akşam erkenden yattı, sabaha kadar deliksiz uyudu. Hakeza eşim ve ben de çok erken yatıp deliksiz bir uyku çektik. Bir kere daha fizik gücüyle iş yapanların biz masa başı kurbanlarından daha şanslı olduklarını düşündüm. Deliksiz ve dinlendirici bir uyku ve sabah vakti uyanmaktan daha keyifli ne olabilir? Şimdi 0 7 kilometreyi ameliyatlı sırtımla ben yürmemişim gibi yapacak iş arıyorum kendime :)
    Bu arada yürüyüş belime de iyi geldi desem inanır mısın? Kendimi çok iyi hissediyorum. Hatta o kadar iyi hissediyorum ki şüphelendim, yarın doktoruma bir görüneyim dedim :)

    Bir dahaki buluşmayı sabırsızlıkla bekliyor olacağım, haberiniz olsun…

  • Yorum Linki Nurdan Pazartesi, 07 May 2012 09:16 yazan Nurdan

    Bu kez orda olamadığım için üzüldüm :( ( Pazar günü, ara ara saatime bakarak, şimdi ne yapıyorlardır diye düşündüm. Hissettiniz di mi? :) )

  • Yorum Linki Zühal Kandemir Pazartesi, 07 May 2012 09:14 yazan Zühal Kandemir

    resimler süper… ayça hepsi eline ulaşınca yüklersin degil mi? nurdan yazdıklarını okuyunca bir kez daha yaşadım sanki…çok güzel bir kamptı gerçekten …güney de bir daha ki sefere çadır kampına gidelim dedi :)

  • Yorum Linki Alpay Pazartesi, 07 May 2012 09:13 yazan Alpay

    doğa hasta etmeyeceği gibi içinizdeki kurtları da düşürür :)

  • Yorum Linki Erkan Okumuş Pazartesi, 07 May 2012 09:13 yazan Erkan Okumuş

    Etkinliğe katılamadım ama cumartesi pazar aklım sizde idi kısmet bir dahaki sefere mesajlarınızı beklemekteyim

  • Yorum Linki Öznur Pazartesi, 07 May 2012 09:12 yazan Öznur

    Kızım defneyle yazdıklarınızı okuduk, ve çook kıskandık… umarım bahar kampına biz de gelebiliriz. Şimdiden sabırsızlanıyorum…benim de bazen içimdeki kurtlar kıpraşıyor, ama yazılanları okuyunca kaçıştılar sanırım:))
    sevgiler

Yorum Ekle