Menekşe Yaylası Kampından Notlar 2011 Eylül

Bizim için çok heyecanlıydı ve bizim için bu kadar büyük bir grup ilkti. Kişi sayısını gördüğümde aslında endişelenmedim desem yalan olur ama hava güzel olacaktı ve gerisi halledilebilir göründü gözüme. Halledildi de sanırım.. ben lafı uzatmayacağım, bu sefer katılımcılardan dinleyelim hikayeyi :)

Sadece aşağıdaki fotoğrafların açıklamasını yapayım. Her çadır sahibi çadırını tanıyabilmek için totemler yaptı. İnanılmaz yaratıcıydı her biri. İkinci gün aramızdan seçtiğimiz juri hepsini tek tek gezerek puanladı ve ilk 3 totemi seçti :) Aşağıda totemleri ve ilk 3'e girenleri göreceksiniz :)

Bu kampa giderken muşmula, kestane demiştik..mevsimin bize yaptığı büyük süprizi hiç birimiz unutmayacağız :)

Ben daha fazla anlatmak yerine anlatanlara sıramı bırakıyorum..

Tekrar teşekkürler..katılımınızla güzelleşen bu hafta sonunun tadı damağımızda..fotoğraflara baktıkça gülümsüyoruz.


 

Merhaba,
Kimilerinizi daha evvelden tanıma şansımız olmuştu. Kimilerinizi  ise  yeni tanıdık. Yüz kişi olmuşuz deyince açıkçası biz de biraz tereddüt ettik.
Güney’ le ilk kampımızdı. Ama her şey sorunsuz denilecek kadar güzeldi. İnsanların sükuneti, doğanın güzelliği, ateş başında sohbetin tadı, közde kahvenin mutluluğu, oksijenin ve tabii ki böğürtlenin itici gücü ile ha bir de gece yarısı okunan dualar sayesinde kuş gibi gittik kuş gibi döndük.


Güney mutlu, biz mutluyuz.
Ayça ve Alpay’a teşekkürler, sizlere teşekkürler...sağlıkla yine buluşabilmek dileği ile....


Güney &Zühal &Alper | Süpermen totemli  çadır sakinleri

 


 

 


Bizim için “en”lerle dolu bir haftasonuydu. “En mis püfür öğle uykusu”, “en keyifli tarhana-bulgur”, “en eğlenceli bayır aşağı yuvarlanma”, “en sıcacık ateş başı”,  “en dinç sabah uyanması”...
Anne babanın “en en en”i sabah uyanışı oldu. Ayağını attığın gibi tertemiz bir havaya uyanmak, güneşte ısınmak, yalakta yüzünü yıkamak, neşeyle kahvaltı etmek, ve sonra deli gibi top oynayıp koşturmak – hepsi harikaydı. Ben bir de gece vakti farklı çadırlardan gelen küçük seslere bayıldım, hepimiz o kadar aynıydık ki. Deniz’in “en”i ise “çadırda uyumak”mış, öyle dedi.
Bir de sabah ben gittikten sonra babası da sormuş “kampta en çok ne yapmayı sevdin?” diye, o da “anne bunu sordu, sen başka birşey sor” demişJ.  Ha bir de dün akşam dedesine kampı anlatırken “çadırda uyuduk, top oynadık, bi de Ayça’ya bişiler sorduk” dedi...
Çok teşekkürler Ayça’cım, hem sana hem Alpay’a. Umarız sizi sorularımızla çok baymadıkJ. Biz çok çok çok keyif aldık, sanki hep bunu beklermişiz, yine kampagidelimmibaba aktivitesi olsun, yine gelelim!

Biranda


 

 

Özgür mesaj atıp hadi kampa dediğinde hiç düşünmedim evet dedim.İlk kamp deneyimimiz için Ada'da bende çok heycanlıydık. Kamp için çanta hazırladık kızımla, börekler, kekler hazır, evet yola düşme, doğayı kucaklama zamanı gelmişti. Özgür'ün vosvosla düştük yola; İzmitte diğer kamp arkadaşlarımızla buluştuk ve upuzun bir konvoy (galiba 25 araba) halinde menekşe yaylasına doğru sakin ama heycanlı bir yolculuk başladı. Bahçecik'de ekmeklerimizi almak için durduk.Konvoyun en başında olan aracımızdan inip fırına yürürken farkettim ne kadar uzun bir konvoy olduğumuzu :)

Tam buğday ekmeklerimizi de alıp yine düştük yollara.Yarım saatlik bir tırmanış veee Menekşedeyiz. Ne denir,nasıl tarif edilir bilemiyorum.Yeşil sarınca insanın etrafını başka hissediyormuş insan,hele çıkartıp ayakkabıyı çorabı basınca toprağa ohhhh (yazarken bile ferahladı içim). Çadırlar kuruldu,yiyecekler hazırlandı ve çocuklarla birlikte Alpay'ın refakatinde ormana, Ayı Winninin klübesini aramak için yürüyüşümüze başladık. Çocuklar önde biz arkada yürüyoruz ama aslında arkada olmak çokta işimize gelmiyor çünkü; Alpay'ın çocuklara anlattığı hikayeleri çok merak ediyoruz. Bir süre sonra mis gibi kekik kokuları doluyor genzimize, biraz yorulmuşuz, oturduk Denizle yamaçta hem ormanı hem gülen koşan çocuklarımızı seyrettik.

2,5 saatlik bir yürüyüşün ardından kamp alanımıza geri döndüğümüzde yorgun ama mutlu,huzurlu bir grup insandık işte. Meğer ne kolaymış doğayı dinlediğinde,kokladığında ve ona dokunduğunda mutlu olmak. Yavaş yavaş güneş battığında kalın kıyafetlerimizi giydik. Çocuklar keçi peşinde koşarken duyulan sadece kahkahalarıydı. Sıcak tarhana çorbamızı içtiğimizde artık uykusu gelen Ada ve Zeynep'i yatırmaya hazırdık.Uyudular.

Akşam olmuş, gece bize kalmıştı bize ve gökyüzünü saran yıldızlara.Kamp ateşi yakıldı. Sucuk ekmek ve çay zamanı...Gökyüzünü şehirden böyle görmek imkansız, yorgan gibi sarmış gökyüzünü yıldızlar ve bir ve iki ve üç yıldız kaydı. uykum geldi kızıma sarılıp uyuma zamanı.


Sabah erkenden kalktık, doğan güneşle ısındı hem yayla hem biz. Güzel bir kahvaltı ve tekrar yürüyüş zamanı. Ben gitmedim bu sefer ama Ada, Özgür ve Deniz'e emanet edildi. Bu kısmı anlatamam çünkü yürüyüşte yoktum ama 3 saatlik bir yürüyüşten döndü ekip. Çocuklar yine mutlu. Normalde bir çocuğu şehirde 3 saat yürütmek neredeyse imkansızdır.Sanırım bu işin sırrını Alpay biliyor. Onlar yürüyüşteyken ağaç altında sohbet ve ağır ateşte pişen türk kahvesini içerek bekledim yollarını.
Akşamüstü hazırdık dönmeye, malzemeler hazırdı da ruhumuz hazır mıydı bilmiyorum. Tadı damağımda kaldı Menevşe yaylası kampının, zamandan, hızla akan hayattan çalmıştık bu haftasonu. Ne iyi ettik; kendimiz ve çocuklarımız için.
Sibel Özkul

 


 

Çocuksuzken kamp yapma olayını sadece bir kere tecrübe etmis bir aile olarak, çocuklu katılacağımız kampların sayısının cok cok yüksek olacagını fark etmemizi sagladı bu hafta sonu tecrubesi. Acıkcasi cok kalabalık olacagını gordugumuzde endiselenmeden edemedik ama dogayı seven, cocuklarına da sevdirmeyi hedefleyen bu kadar cok insanın arasına karısma istegindende kendimizi alıkoyamadık.

İyi ki de gelmisiz, iyi ki vazgeçmemisiz. Tamam itiraf ediyorum, cuma akşamı tam 4 saat sürdü hazırlanmamız (çocuksuzken-1 saatti bu süre). Altı üstü 1 gece için bu kadar yorgunluğa değermi diye de düsünmedim değil. Ama sonuç 10 numara! Ortalıkta her yaştan koşuşturan ve sorgusuzca bir arada oyun oynayan, kaynaşan çocukları görmek, yürüyüşlerde her telden sohbet etmek çok ama çok keyifliydi. Bilirsiniz insanın çocuğu ortamdan keyif aldığında kendisi 2 kat keyifli olur. Bizde de aynen böyle oldu işte ve pazartesine hafif başladık.
O yüzden hepinize, tabii ki Ayça ile Alpay'a çok tesekkürler böyle bir organizayonu yüklendikleri için.
Bu arada özellikle Deniz’e oyun aracı olarak minibuslerini, sandalyelerini tahsis eden Özgür ve Deniz ablasına ayrıca çok teşekkür ederiz, ama unutmamalılar ki bu bir başlangıç, daha nice kamplara katılacağız ve şimdiden bir hedefimiz var, minibüsü ele geçirmek :)

Evrim ( Küçük sarı Deniz'in annesi- Cenk'in eşi )

 


 

Yazacak o kadar çok şey var ki, nereden başlaycağımı bilemedim. Kamp ocağında kaynayan su, açık havada içilen kahve, ormanın derinliklerini keşfetmenin hazzı, dalından toplanan böğürtlenler, sorgusuz sualsiz kaynaşan çocuklar, kamp çadırının içinde kendilerine oyun kuran yeni arkadaşlar, koyun sürüsünün çıngırağı, tavukların gıdaklaması, sonsuz karanlıkta yıldızların altında yudumlanan şarap, kamp ateşinin etrafında yapılan sohbetlerin mırıltısı, komşularımızın ikram ettiği kamp ateşinde patates ve mantar :) Hepsinin tadı damağımızda kaldı... Zorlukları yok muydu? Olmaz olur mu. Yürümek istemeyen, kendini kucakta taşıtan oğlanlar, geçirdiğimiz çakı kazası, morallerin bozulması, öğle uykusunu atlayan çocukların huzursuzluğu, yerini yadırgama, gece boyunca çocuklar üşüdü mü acaba diye kalkıp üstlerini örtme ve sabahın 06:15'inde 'Eve gideliiiim' naraları...kolay değil, ama çok keyifli. Çocuklar sevdi mi? Bilemiyorum. Çadıra bayıldılar.

 

Ama genel olarak kamp hayatı hakkında şimdilik pek konuşmamayı, sorduğum zaman konuyu değiştirmeyi tercih ediyorlar :) Galiba alışkanlıklarından biraz uzaklaşmak onlara henüz zor geliyor. Ben sevdim mi? Evet, evet, evet. Sabahın serinliğine uyanmak gibisi yok. Neredeyse bir hafta süren hazırlıklara (onu da unutmayayım, bunu da al, poğaça yap, vs. vs) ve dönüş için arabaya oturduğumda fark ettiğim yorgunluğuma değdi. Bu arada bilmediğim ne çok kasım varmış, hepsi çalışmış :) Eşim sevdi mi? Bu konu da biraz muğlak :) Çocukların yükü daha çok onun üzerinde olduğu için fiziksel ve ruhsal olarak benden daha çok yoruldu. Son olarak orman yürüyüşündeki yaratıcı liderliği ile oğullarımı yürümeye teşvik eden, kendi çocuğu gibi ellerinden tutup cesaretlendiren, çocuğum elini kestiğinde bile soğukkanlılığını koruyup bagajı neredeyse geri yüklemiş olan bizi kalmaya ikna eden Alpay'a, uykusunu alamamış oğlumu sabahın soğuğunda ısıttığı süt ile sakinleştiren, kendi oğlunun yiyeceğini bizimle paylaşan, bizi yüreklendiren Ayça'ya, oğullarıma abilik yapan, örnek olan Erin'e organizasyon ve bize yaşattıkları her şey için çok teşekkürler. Diğer ailelere de gösterdikleri uyum ve anlayış için sevgilerimizi iletiyoruz...en kısa zamanda bir başka kampta görüşmek üzere...

Ayça (Emre ve Can - 32 ay)

 


 

Yav ne güzle kamptı hala tadı damağımda diyerek başlamak istiyorum. Bizim açımızdan da nefis bir deneyim oldu.
Öğrencilik zamanlarında yapılmış bilinçsiz kamplar haricinde, gerçekten bir uyku tulumuna girmeden iyi bir kamp ateşi görmeden ömrümüzü geçirmişiz. Yıllardır içimde ukteydi, nihayet oldu diyebilirim.
Bizim ekip daha önce de birlikte tatile çıkmış, uyumlu bir ekiptir. Bizim dışımızdaki herkesin de uyumlu olduğunu görmekten çok mutlu olduk.  İnsanların birbirini rahatsız etmemek için gösterdiği çaba, güleryüzlülük, yardımlaşma bence üst düzeydeydi.
Biz de kampa bir çokları gibi Karaköy’de hazırlandık.

Karaköy Namlı’da yapılan hazırlıklarda stratejimizi geliştirdik. Bir nevi büyüklere oyuncak malzemesi satan Adrenalin, Everest gibi yerleri tavaf ettik. Bilinçsiz olduğumuzun farkındaydık o yüzden çok masrafa girmedik, ama yine de uyku tulumlarımızı, kamp ocaklarımızı ve ufak tefek malzemelerimizi almıştık. Belli ki zamanla alacak çok malzeme var, mesela ben şişme yatak ve 3. bir uyku tulumunu şimdiden alışveriş listeme koydum.

Kampta ağaçların altında yatmaya, çaya, tarhanaya, sucuk ekmeğe, yıldızların altında geyik yapmaya, etrafı keşfetmeye, yürümeye ve çocuklarla güzel vakit geçirmeye ve Nusret Fatih Ali Han çalıp söylemeye (?) doyamadım.
Gülşah ve Irmak muhtemelen yanlış uyku tulumu seçimimiz yüzünden gece üşüdüler ve sonrasında biraz ilaç takviyesi yaptık. Bununla birlikte çabuk toparladılar (en azından Irmak) ve bu bizim için unutulmaz bir anı oldu.

Gerçekten bir şekilde hayatımızın bir yerinde kamp ortamınında olmasını çok istiyoruz. Şimdi iş yerimdeyim, bir kaç saatte bir dönüp dönüp fotoğraflara bakıyorum, kamp malzemesi seçiyorum ve hatta turuncu Transporter’a imrenerek, ufak bir camper’ın hayallerini kuruyorum.

Erhan, Gülşah’ın eşi, Irmak’ın babası

 


 

Ömer her sabah ilk is ''ne zaman cadir kuracagiz'' diye soruyor. hadi desek; cikacak yola, tirmanacak bir yaylaya, kuracak cadiri, alacak kizlari sagina soluna, bakacak sucugun, irmigin, corbanin tadina...ne guzeldi valla. ortaya atana, katilana, devamini getirecek herkese opucukler :)

uludaglar


 

Battaniye ve koltuk minderlerinden yapılma çadırımızda mutfaktan aşırdıklarımızla yaptığımız kampların üzerinden büyük zaman geçmiş. Bugün bakınca kendi çocuğumuz sanki doğuştan bir dürtüymüş gibi farklı koltukların minderlerinden aynı çadırları yapıyor. Bu gezi iki eski bir yeni çocuğun birlikte yeni bir deneyim ve başlangıç edinmesine sebep oldu.
Üniversite yıllarında üyesi olduğum Dağcılık Klübü ile belli tecrübelerim olmuştu, aradan geçen bunca yıldan sonra bu keyfi hatırlamak, ailece yaşamak, kadim dostlarımız Ergun ve Uludağ aileleri ile birlikte paylaşmak çok güzeldi. Sanıyorum üç ailede aynı duygularla ayrıldık, eksik olan malzemelerimizi tamamlayacak ve bir dahaki yolculuğu iple çekeceğiz.
Havasından mı suyundan mı bilmiyorum, o küçücük ocağın üzerinde tüm ekip yaptığımız tarhananın, irmik helvasının tadı hala damağımızda.
Emeği geçen, katılan, yardımını ve samimiyetini esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum.


Erol&Yelda&Ada

 


 

Herhalde en çok teşekkürü benim etmem gerekiyor. Kampı pazar sabahı, çadırımızı dahi toplayamadan gitmek zorunda kaldık. Gittik ama aklımı ve de kabimi de orada, kampta bıraktım. Cümlem çok geyik oldu ama hakkaten aklım kaldı, tadı damağımda kaldı.

Tüm kamp ahalisi arasındaki en acemi en az hazırlıklız sanırım biz ve ekibimiz idi. Öyleki arabaya benzin bile almayı unutmuşuz :) Bize yatacak yer sağlayan, yedirip içiren herkese çook ama çook teşekkürler.
Söz gelecek sefere tam teşkilatlı olarak geleceğiz.


Ayşegül - Zeynep ve Ali'nin annesi. (Karadeniz fırtınası totemli )

 


 

 


Sevmem ben aslında öyle çadır, kamp işlerini. Lüks düşkünü değilimdir ama gittiğim yerde, akşam başımı koyacak bir yatak, küçücük de olsa temiz bir banyo ararım. Bu kadarı yeter bana!

İşte bu nedenle, sadece bir kez (o da evliliğimizin ilk yıllarında) Osman’ı kıramayarak, kamp yapmayı denemişliğim var. O da daha önceden planlanamayan bir bayram tatilini değerlendirmek için son anda sanal alemde gezinirken bulduğum bir turla. Birbirini hiç tanımayan insanlar (ki hepsi çocuksuzdu), 2 günlüğüne Yedigöller’e gitmiştik. Bol bol yürümüş ve çadırda kalmıştık. Bu deneyimden aklımda kalan: Hiç uyumadığım bir ilk gece ile bu uykusuzluğa eklenen kilometrelerce yürüyüş sayesinde, deliksiz uyuduğum ikinci gece. Hoşlanmamıştım! Osman’ın gönlü olmuştu ve bir daha denemeyecektim!

Kampa Gidelim mi Baba’nın yani Ayça ve Alpay’ın Menekşe Yaylası Çocuk Kampı çağrısını okuduğumda, hızla yukarıda yazdıklarım geçti aklımdan. Sonra da Zeyno’nun Bolu – Seben’deki kampta ne kadar eğlendiği. Alpay, çocuklar ve doğa... Daha önce deneyimlemiştik bu üçlüyü. Sonuç harikaydı! Yine gitmek istiyordum... Ama ya çadırda kalma işi?! Kafamda düşünceler böyle git-gel yaptığından, hemen cevap yazamadım Ayça’ya.

Sonra, bir akşam... Pınar’larda akşam çayı içerken... Birden bu konu açıldı. Pınar da okumuştu yazıyı. Biraz Bolu’dan bahsettim ona. “E o zaman gidelim birlikte” dedi. Bir an eşlerle gözgöze geldik ve vazgeçmemek için hemen Ayça’yı aradık. “4 büyük, 2 çocuk kampa katılıyoruz!”



Bu karardan sonra garip şekilde rahatladım. Zeyno’ya kampa gideceğimizi, çadırda kalacağımızı anlattım. O heyecanla kaç kez yatıp kalktıktan sonra “çadıra” gideceğimizi sayarken, ben de Ayça’nın listesindeki eksikleri tamamladım. Zeyno için düdük, matara... Kışlıklardan polar, bere... Yemek için yanımıza sucuk, sandviç malzemesi... Çadır, uyku tulumu ve matları Ayça’lardan alacaktık zaten...

17 Eylül sabahı, erkenden yoldaydık. Ön koltuklarda babalar, arka koltukta anneler ve uyku mahmuru kızlar. 45 dakika sonra buluşma noktasındaydık. Galiba hiç fire yoktu. İzmit’teki Outlet’in bahçesi, kampa katılacak 25 araba, birbiriyle selamlaşan aileler ve onlarca çocukla doluvermişti.

Liste tamamlanınca konvoy halinde yeniden koyulduk yola. Bahçecik üzerinden, biraz sarsıntılı ve tozlu bir yolu geride bırakarak, çadırları “atacağımız” alana kadar arabayla ulaştık. Büyükler çadırları kurdu, çocuklar bu koca alanın onlara ait olduğuna inanamayarak koşturmaya başladı. “Mahalleler” hazırdı, karınlar doyurulmuştu, sıra yürüyüşteydi. Kalabalık üçe ayrıldı: Kamp alanında kalacaklar (ki bunlar genelde küçük çocuklulardı), yürüyecek çocuklar (birer ebeveynleriyle birlikte) ve çocuğuyla gitmeyen diğer ebeveynlerin oluşturduğu grup.





Kuralı bozup, hem Osman hem de ben Zeyno’nun grubuna katıldık. Benim niyetim Zeyno’ya gözkulak olmak değil, Alpay’ın eğlenceli anlatımlarını dinlemekti. Beni bu kampa asıl getiren de buydu zaten! Çocuklar yürüdü, yeşillerin arasına daldı, böğürtlen topladı, Winnie’nin bahçesini aradı... 2 saat 10 dakika boyunca gıklarını çıkarmadan ormanda dolaştı!

Temiz hava ve bu kadar yürüyüş hepsini pestile çevirmişti. Dönüşte biraz yerlerde yuvarlandıktan sonra, yemeklerini yiyen tüm çocuklar, saat 10 gibi uykuya daldı bile. Yıldızlar gökyüzünü doldurup, ay arkamızdan yükselmeye başlarken derin bir sessizlik ve huzur vardı kampta. Çoğunluk “kapısının” önünde minik gruplar halinde toplanmış, keyif yapıyordu. Bir grup da, çocuklar nedeniyle çadırlardan biraz uzakça bir tepede yakılan ateşin başındaydı.



Hava soğudu, polarlar giyildi. İyice üşünene kadar laflandı ve gece yarısına doğru tulumların içine girilip, uykuya geçildi. Zeyno, Osman’la benim ortamda, kendi tulumunun içinde mışıl mışıl uyuyordu. Sıcacıktı. Ama ben yine uykuya dalamıyordum. Zeminin sertliği ve yastıksız boynumun rahatsızlığından çok, üşüyen ayaklarım uyutmuyordu beni. Kah uyuyarak, kah uyanarak ama çoğunlukla uyanık tamamladım geceyi. Sabahsa, bu uykusuzluğun aksine son derece dinç çıktım çadırdan. Ve garip şekilde mutlu.

Hızla kahvaltılar yapıldı, üstleri gece düşen çiğle ıslanan çadırlar güneşte kurumaya bırakıldı ve yine yürüyüşe çıkıldı. Hem de ne yürüyüş! Yokuşlar çıkıldı, inildi... Yüründü, yüründü... Ve yolun kaybedildiği anlaşıldı. Panik yapıldı mı? Hayır! Çocuklar, Alpay’ın önerisiyle çantalarından çıkardıkları tişörtlerini yerde birleştirip, kendilerine ormanın ortasında bir yer sofrası kurdu. Çantalardaki tüm yiyecekler sofraya kondu. Badem, üzüm, biraz peynir ve ekmek, peynirli börekler, çubuk kraker... Çocuklar tüm bu yiyecekleri afiyetle mideye indirip, enerjilerini topladı. Ve yürümeye devam etti. Tam 3,5 saat boyunca. Sonlara doğru arada sırada “çok yoruldum” diye sızlanarak ama hiç kucağa çıkmadan!


Duru& Zeynep


Sarı Zeynep & Kara Zeynep


Orman sofrası...



Dönüşte çadırlar toplandı, eşyalar arabalara yerleştirildi, toplu fotoğraf çektirildi, vedalaşıldı ve dönüş yoluna geçildi. Kırmızı yanaklar, ağrıyan ayaklar, uykulu gözler ve mutlu yüzlerle...

Şaşkınım! Çadırda kalıp da mutsuz olmadığıma... Onca kalabalığın sorun yaratmadığına... Üstüne üstlük onca çocuğa rağmen gürültü ve kavga olmamasına... Çocukların (ki en küçüğü birkaç aylıktı ve yaşlar genelde 2-5 yaş arındaydı) gece ağlamamasına...

Zeyno da şaşkın! Onun şaşkınlığı neden sadece 1 gece kaldığımız sorusuna yanıt bulamadığı için. Çadırı sevmiş, kampı sevmiş. 4 gün daha kalmak istiyormuş.

Osman da, Zeyno’nun ve benim sorunsuzluğumuza şaşkın galiba? Bir de benim, internetten baktığı kamp malzemelerine ses çıkarmayışıma.

Sonuçta ailece mutluyuz. Güzel geçeceğini biliyordum, Zeynep’in mutlu olacağını biliyordum. Hala çok uzun süreler kalmak için kendimi hazır hissetmesem de, birkaç gün çadırda kalmanın fena bir şey olmadığını düşünüyorum artık. Çocukla kamp yapmak da korkulacak bir şey değilmiş. Kural galiba yine aynı: Anne-baba ne kadar rahat, çocuk o kadar rahat!

Teşekkürler Ayça, bu buluşmayı sağladığın için. Teşekkürler Alpay, bu konuda bana verdiğin güven ve sabrın için. Artık “çadır atmanın” ne demek olduğunun biliyorum, çadırın fermuarını sürekli kapalı tutmam gerektiğini, nasıl toplayacağımı (kurma için biraz daha zamana ve tecrübeye ihtiyacım var)... Ayaklarımı nasıl ısıtacağımı da öğrendim. Biz ailece bir dahaki kampa hazırız...



 
 
Nurdan GENÇTÜRK

{phocagallery view=category|categoryid=12|limitstart=0|limitcount=0}

Ayça Oğuş

1977 İstanbul doğumlu. 1995 İtalyan lisesi, 1999 Kocaeli Üniversitesi Ekonomi mezunu.Önce gezi ve doğa fotoğrafçılığı yaptı. 2007 yılında anne oldu, fotoğrafçılık teması çocuklara yöneldi.2009 yılından beri doğum fotoğrafları , 2010 yılından beri yeni doğan bebek fotoğrafları çekmektedir.2010 -2014 yılları arasında Muammer Yanmaz Fotoğraf Atölyesinde Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi
2015 FUJIFILM EĞİTİM MERKEZİ Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi vermiştir halen özel dersler veremeye devam etmektedir.
Deneyimlerini ve yaşam tarzını anlattığı 2006 yılından beri yazdığı Pi-NiK Kuş adlı blogun yazarıdır.
Ailesi ile birlikte ” Kampa Gidelim mi Baba”  diyerek, diğer ailelere doğa içerisinde yaşayabilecekleri kamplara götürmek konusunda rehberlik yapmaktadır.
Kendi içsel yolculuğunda 2001 yılından öğrenci olarak başladığı yogada 2016 da Deniz Bağan ve Çelen Arıman’dan temel yoga hocalık eğitimini, 2017’de Gizem Onay Collet’ten Hamile yogası hocalık eğitimini tamamlamış halen Çelen Arıman’dan Yin Yoga hocalık eğitimi almaya devam etmekte, Hamile yogası ve başlangıç seviyesi yoga dersleri vermektedir.
Mandala Meditasyonunu bir şifa çalışması olarak kullanarak, yetişkin ve çocuklarla Mandala Atölyelerine liderlik ederek katılımcıların kendi yolculuklarını yaratmalarına yardımcı olmaktadır.Sergiler:2005 Aralık Yalçın Savuran ve proje grubu ile bir gölge konulu karma sergi

2010 Aslı Tür ve ÖzlemTuran ile “Her Damlası Altın:Anne sütü” Sergisi

2012 Bige Yalın ve Özlem Turan ile “Anneliğe Doğmak” Sergisi”

2013 40 Haramiler “İnsan Hikayeleri” Karma Fotoğraf Sergisi

2013 10. Renk : Paris Projesi Sergisi

2015 : Yüzkumbarası Projesi

9 yorum

  • Yorum Linki erkanokumuş Pazartesi, 07 May 2012 09:27 yazan erkanokumuş

    Ya bir türlü oğlumla katılamadık oysa başından beri tamam işte tam bizlik dediğim faliyet site artık kalabalıklaştı iletişimde kopuklukmu oluyor acaba ayça hanım

  • Yorum Linki Banu Özbau Pazartesi, 07 May 2012 09:26 yazan Banu Özbau

    Merhabalar,

    Kampa Gidelim mi Baba’nın ilk etkinliği olan Bolu-Aladağlar kampına (bulaşık makinesi bile varken kamp demek doğru mu acaba?:)katılmış ve mutlu bir şekilde evimize dönmüştük. Menekşe yaylası bize çok uzak olmasaydı bu etkinliğe de katılmak isterdik. Gördüğümüz kadarıyla çook eğlenceli bir kamp deneyimi olmuş. Diğer etkinliklerde buluşabilmek dileğiyle…Banu&Yavuz&Çınar

  • Yorum Linki ayca Pazartesi, 07 May 2012 09:26 yazan ayca

    Pınar kendi bloglarında yazanlı facebookta ayrı ayrı paylaşım seninkini de buraya blogu olmayanları yazdım

  • Yorum Linki Pınar Pazartesi, 07 May 2012 09:25 yazan Pınar

    Benim yazımdan notlar yok burda :) hemen ertesi gün yazmıştım oysa ki:)))

  • Yorum Linki Latife Pazartesi, 07 May 2012 09:25 yazan Latife

    Çook çok güzel bir haftasonuydu. Aslında yazımı yazdım ama fotoğraflara el atamadım bir türlü. En geç pzt geliyor :)

  • Yorum Linki ayca Pazartesi, 07 May 2012 09:25 yazan ayca

    Neslihan lütfen fotoğrafları gönder :) Bu yazıya eklerim .. Ben bitti sandım gelecek olanlar.. Keyifle ayrılmış olmanızdan memnuniyet duydum :) Yılan görmenize de çok sevindim :) ) Ben daha görmedim hiç :P
    Şehirdeki alışkanlıklarımız şehir konforundan ayrıldığımızda nasıl da değişiyor hemen.. sınırlarımız kendi sandığımızdan daha ileride ve bu farkındalığa alıştığımız konfordan uzaklaştığımızda, dışına çıktığımızda erişmeye başlıyoruz, böcek örneğinde olduğu gibi ..
    Yürüyüş kısmına hiç takılma.. Erin de eskiden yürümezdi en uzun yürüdüğü kamp bu oldu.. alıştığı bir ortamın dışında bir şeylere alışmaya çalışıyorken yürüyüş eklenmesi onun için de kolay olmamıştır eminim.. zamanla alışacaktır .)

  • Yorum Linki Neslihan Öcalan Pazartesi, 07 May 2012 09:24 yazan Neslihan Öcalan

    Ben toparlayıp yazı yazana ve ayrıca fotoğrafları gönderene kadar notlar da fotolar da tamamlanmış bile. Halbuki Ozan’ın çektiği kamptan insan manzaraları konulu çalışmalar gönderecektim:) Bu kampı Ozan’ın fotoğraf işine el atmasının miladı sayacağım eğer devam ederse :) )
    Bizim için de bir çok ilkleri barındıran bir deneyimdi.Benim için en güzeli sabah kalktığım andı. ” Ozan üşür mü? Çişi gelirse nasıl yaparız? Sütü biraz soğuk mu ne? ” diye diye ama Ozan’ın nasıl olup da evdekinden daha iyi uyuduğuna şaşarak doğru dürüst uyumadığımı sanarken bir kalktım; zımba gibiyim.
    En zoru ise yürüyüşlerde Ozan’ın kucağa gelmek istemesiydi. 2. gün hani şu kaybolduğumuzda (!) ejderhayı görmekle biraz motive etmeye çalıştık. Sonra tam önümüzden geçen bir yılan ( yavruydu sanırım) ejderhanın evine taşındığı için ejderhayı göremedik. Ama İstanbul a gelmiş, hala arıyoruz:) Ozan ve ben aynı anda doğada bir yılan görmüş olduk böylece.O 3 yaşında, ben 33.

    Çadırın fermuarını hep kapalı tutmak gerektiğini ise gece deneyerek öğrendim. Ferhat henüz ateş başında muhabbetteyken, yastık olarak kullandığım yeleğin üzerinde siyah küçük bir böcek gördüm. Normalde kampı ayağa kaldırması gereken ben, gayet sakin yelekle beraber dışarı atmaya çalıştım ama beceremeyince imha etmek zorunda kaldım.Nasıl yaptım hala şaşıyorum.

    Kısaca biz – çadır, kamp, tuvalet vs işleri hiç bana göre değildir dememe rağmen – çok hoşlandık. Aladağlar kampında da aklımız kalmıştı, ama cesaret edememiştik o zaman.

    Herkese çok teşekkürler, özellikle Ayça ve Alpay sizlere:))

    Tekrarlarında görüşmek üzere.

    Neslihan ( En küçükten bir büyük Ozan’ın annesi )

  • Yorum Linki Biranda Pazartesi, 07 May 2012 09:24 yazan Biranda

    Aynı kampımız gibi, neşeli, dopdolu bir yazı olmuş Ayça, tekrar teşekkürler:)

  • Yorum Linki Ayça Pazartesi, 07 May 2012 09:23 yazan Ayça

    Yazını bekliyoruz sayın bayım :) harika fotoğraflarınla :O

Yorum Ekle