İşte sonunda yine bahar geldi ve biz sezonun ilk hafta sonu kampı için beklemekteyiz. Hazırlıklar belki çok öncesinden başladı ve malzemelerimizi elden geçiriyoruz. Katılımcıların sabırsızlığını gelen notlardan anlamak mümkün, belli ki kış sezonu hepimiz için yorucu ve uzun geçmiş. Herkes kendini doğaya atmak için gün sayıyor.

İşte bu duygularla programımızı yapıp, doğayı kucaklamak ve baharı karşılamak için heyecan içerisinde her zamanki buluşma noktamızda toplanmaya başlıyoruz. Hava kapalı olmasına rağmen yağış vermiyor, gökyüzünü terketmeye yüz tutmuş bulutlar hafif rüzgarın etkisi ile yol almakta...Birer ikişer toplanma noktasına biriken araçlarla yine hatrı sayılır bir konvoy oluşuyor ve yola diziliyor araçlar...Kış çok sert geçmediğinden dolayı kar yağışı yolları çok hırpalamamış, düzgün sayılabilecek bir asfalt üzerinden tırmanmaya başlıyoruz. İrtifa arttıkça hava da güneş göz kırpıyor, belli ki tepede tüm sıcaklığı ile bizi karşılayacak.

Tırmandıkça sanki zamanın geriye aktığını düşünüyoruz, çünkü halen kimi ağaçlar yapraklanmamış, seyreltiler çoğunlukta... Yaklaşık 45 dk sonra tam da beklediğimiz gibi bir doğa bizi karşılıyor, hava artık iyice açtı ve bulutlar dağıldı. Çocuklar göz alabildiğine büyük yeşillik üzerinde dağılıveriyorlar ancak öncelikli işlerimizi tamamlamak lazım yürüyüş öncesinde, herkes çadırları kurma telaşında. "Yahu nasıl takıyorduk bu polleri :)) " Çadırlar nihayet kuruluyor ve bizi bekleyen maceralarla buluşmak üzere yürüyüş için hazırlanıyoruz. Hafif birşeyler atıştırıp yola koyuluyoruz. Önce kırık köprüyü bulmak için kurduğumuz öncü takım yola koyuluyor, yaylayı bölen minik dereyi geçebilmek için köprüyü bulmamız lazım. Köprü bulunuyor ancak geçiş için pek emniyetli değil, hemen bulduğumuz bir kütük vasıtası ile köprüyü sağlamlaştırıp karşıya geçmeye başlıyoruz. Çocuklar geçtiler bile, sıra büyüklerde...

Şifalı su gürül gürül akıyor, mataralardaki eksilen sularımızı tamamlayarak bilge ağaçların altına atıyoruz kendimizi ve ormanın bize anlattığı hikayeleri dinliyoruz sessizce 5 dakika bile 1 saat gibi geliyor adeta, tarifsiz huzur...Çocuklar ağaçlara uzun zamandır görmedikleri arkadaşları gibi sarılıyorlar, ağaçlar da buna cevap verircesine bir sağa bir sola salınarak bizi selamlıyor. Akşam için hazırlıkları tamamlamak üzere dönüşe geçiyoruz. Baş işimiz odun işini çözmek, bölgede orman yolu açmak ve yayla evi yapmak üzere bir kısım alan kesilmiş, buralardan ateş için gerekli odunu temin edebiliriz. Ateşimiz her zamanki gibi görkemli, bulduğumuz kütükleri el birliği ile ateşin yanına taşıyoruz. Şimdi herkes yemek hazırlamaya başladı bile.

Havanın kararması ile kafa lambaları ve fenerler açılıyor, çocuklar yürüyüşe hazırlar. Orman yolunda karanlığa gözlerimizi alıştırarak neredeyse fenersiz yürüyoruz, bu çok keyifli bir his gerçekten, çocuklar hemen duruma uyum sağlıyorlar, fener kullanmak out :)) Yemekler yeniyor, sohbet koyulaşıyor ve artık herkes günün yorgunluğunu atmak için çadırlarına çekiliyor. Mis gibi havada temiz uyku gibisi yok, kurbağaların ninisi ile uykuya dalıyoruz.

Çadırları güneş karşılıyor sabahın erken saatlerinde, sönmüş ateşi karıştırıp tekrar hareketlendiriyoruz. Çaylar, kahveler yudumlanırken kahvaltılar ediliyor, çocuklar oyun derdinde...Bu sırada bir anda gökte 3-4 uçurtma beliriyor ve izlemek bile tarifsiz keyif...Toplanmadan evvel bir keşif yürüyüşü daha yapıyoruz, bu sefer rotamız yayla evlerinin arasından bir yay çizerek tekrar kamp alanına dönmek. Adımlar daha dingin, daha çok gözlem yapıyor ve eğlenmek için her fırsatı kolluyoruz.

Kampların ve doğanın birleştirici gücü yine güzel insanlarla buluşmamızı sağladı ve çocuklarımızı birbirleriyle kaynaştırdı. Bir sonraki kamp planı kafamızda uçuşurken doğaya veda ediyoruz.

Tüm katılımcılara kattıkları şeyler için teşekkürler, tekrar karşılaşmak dileğiyle.

Volkan Üstün

Kategori Gittik
Pazartesi, 12 Mart 2018 13:24

Göçle Gelen Kültür: Boğatepe Gravyeri

Türkiye’nin kuzeydoğu sınır illerinden Kars ve Ardahan’da hayvancılık, süt üretimi ve peynircilik yöre halkının başat geçim kaynağıdır. Yörenin en bilinen peynirlerinden biri Gravyer, göçle gelen bir kültürün taşıyıcısıdır. Adını bir İsviçre kasabası Gruyère’den alan Gravyer peyniri Türkiye’de bugün sadece Kars’ta üretilir. İlk üretimine başlandığı 19. yüzyılın sonlarında Kars-Ardahan bölgesinde 30’dan fazla mandırada üretilen Gravyerin, 20. yüzyıl boyunca üretimi giderek azalmış ve bugün Kars Organize Sanayi Bölgesi’ndeki nispeten daha büyük 3 mandıra dışında, geleneksel yöntemler kullanılarak sadece Boğatepe Köyü’nde 2 mandırada üretilir. Bu yüzden olsa gerek, Boğatepe Gravyeri Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı’nın Nuh’un Ambarı adını verdikleri, yok olma riski altındaki küçük ölçekli, kaliteli ve yerel-geleneksel gıda ürünlerini kayıt altına alma çalışmaları kapsamında Presidium belgesi almaya layık görülmüştür.

Kategori Blog

Kimi yollara çıkarken insan hazır olduğunu, yolculuk boyunca neler yaşayacağını bildiğini zanneder. Ama yol, yolculuk, insanlar, hayat, doğa hikayeyi başkalaştırır. Ve yolculuk sona erdiğinde insan kendisini başkalaşmış, dönüşmüş bulur. Bizim Kars gezimiz böyle bir yolculuktu.

Kampa Gidelim mi Baba’nın yaz çadır kamplarına katılıp çok keyif almış olduğumuz için kış için hem de tren yolculuğu yapabileceğimiz bir Kars gezisi yayınladıklarını görünce hiç düşünmeden kaydımızı yaptırdık. Ne Kars’ın, ne de Doğu Ekspresi’nin Türkiye’nin en talep edilen seyahat haritası içine girdiğinden haberimiz yoktu. Amacımız Kaan’a ilk uzun tren yolculuğunu yaşatırken, kendimize de gençlik yıllarımıza ufak bir dönüş olacak bir tren yolculuğu yaşatmaktı. Kars’ı hep merak etmiştik, ayrıca sadece Kars’ı ve çevresini görmekten öte Boğatepe Köyü’nü görüp, orada kalıp, zaman geçirecek olmak ise çok büyük bir şanstı.

Kars soğuk olacaktı, kışı yaşayamadığımız bir İstanbul’dan bütün giyeceklerimizi toparlayıp yola çıkmaya hazırlandık. Trende çok yiyecek olmayacaktı, yiyeceklerimizi de yanımıza aldık. Ve üç aşağı beş yukarı ne yaşayacağımızı bildiğimizi düşündüğümüz yola çıktık.

Asıl hikayemiz Ankara Garı’nda başladı. Kararmış, puslu bir Pazar akşamüstünde yüzünde güller açmış Ayça bizi karşıladı, otobüslere binmemize yardımcı oldu ve trende kompartımanlarımızı gösterdi. Çocuklarla uzun yolculuklar yapmanın en önemli yanının başka çocuklar ile zaman geçirecek ortamlar sağlamak olduğunu bu yolculukta anladık. Neredeyse 29 saat süren tren yolculuğumuzda çocuklar bizden daha fazla eğlendiler ve trenin her köşesini deneyimlediler. Ankara – Kars arası yolculuk sanki bambaşka bir coğrafyada yolculuk yapıyormuş gibiydi. Bildiğimiz kışın gelmemiş olmamasından dolayı kar ancak Erzincan’dan sonra kendini tam anlamı ile göstermeye başladı. Uçsuz bucaksız bozkırları örten bembeyaz kar, aralardan akan dereler, tren raylarının çıkardığı sesler ve çocuk cıvıltıları insanın ruhunu farklı bir noktaya doğru yolculuğa çıkarmaya yetmişti.

Kategori Gittik

İlk kez uzun bir tren yolculuğu bizi bekliyor...bavulları yaparken acaba nasıl bir macera bizi olucak diye bir alıp bir koyuyorum eşyaları... Biliyoruz ki Rengim için müthiş bir deneyim olacak o kesin. Onu Ülkenin farklı yerinde biriktireceği anlarla yoğuracağı ve gelişimine katkısı sonsuz olan bu maceraya beraberce katılmak çok keyifli olacakdı.

Ve trendeyiz. Rengim trende çocuklarla oyunlara katıldı bizse ağır ağır ilerleyen manzaranın doyumolmaz tadına bıraktık kendimizi...

Kategori Gittik
Pazartesi, 15 Ocak 2018 01:58

Şişme yatak iyi bir kamp Malzemesimidir?

Kamp yapmayı deneyimlecek her insanın herhalde ilk aklına düşen sorulardan biridir. Yer sert matın üstünde altımız yumuşak olmadan nasıl uyuyacağım. Birçok açıdan haklı bir soru bu. Çünkü bir çok kişi gerçekten sert zeminde yatmaya alışık değil.

Hemen bunun çözümlerini aramaya başlıyoruz haliyle. Kamp malzemesi satıcıları da herhalde bu soruyla bolca karşılaştığından, son zamalarda şişme yatak çeşitleri arttı da arttı.

Gelin isterseniz artısı eksisi ile bu malzemeyi değerlendirelim.

Kategori Blog
Perşembe, 11 Ocak 2018 23:36

Çadır Polleri Nasıl Tamir Edilir?

Çadırların ayakta durmasını sağlayan esnek çubuklara POL denir. Poller esnek olsalarda zamanla kırılırlar. Özellikle artık yaş almış çadırlarınızda veya Çocukların çadıra girip çıkarken dengesini kaybetmesi sonucunda ilk tutundukları yer  poller olduğundan kırılırlar. Bu malzeme çadırı ayakta tutan polikarbon, plastik, vs malzemeden üretilmiş esnek ama kırılgan bir malzemedir. Genellikle kırıldıklarında Türkiye'de özellikle ithalatcısı desteklemiyorsa yanlız başınızasınız demektir. Son zamanlar şanslıyız ki yedek Pol parçaları daha çok satılır oldu.

Kategori Blog

Bu sefer konumuz “Tecrübeli Arkadaş” . Evet yanlış okumadınız. Hani kampcılığı ilk kez deneyimleyecek olanların siteden kayıt yaptıktan sonra araştırmak ve okumaya zamanı yok ya, okusa da karar vermesi zor ya. İşte tam bu anda devreye giren o “tecrübeli arkadaş”. Evet evet senden bahsediyoruz.

Hemen homurdandığınızı duyar gibi oluyorum. “Tecrübeli Arkadaş” candın neden bulaştın şimdi onlara. Ne oldu yine ?

Yok yok merak etmeyin. Çok yüklenmeyeceğim. Biraz. Hem ben de bu arkadaşların ne kadar kıymetli olduğunu biliyorum. Biraz latife birazda eğlenmek için bu konuyu seçtim. Haydi devam edelim.

Kampa 5 gün daha var ama neyle karşılaşacaksınız,  ne olacak bilmiyorsun. Birden “Sertaç” geldi aklına. Dağa mı gitmişti, Üniversite'demiydi neydi. Kamp yapmışlığı var Sertaç’ın dur ona danışayım dedin.

Kategori Blog
Pazartesi, 18 Aralık 2017 12:24

Araç Üstü Çadırları Kullanışlımıdır?

Araç üstü çadır kuran dostlardan bu konuda yazı yazmalarını istedim ama olamayınca iş başa düştü. Sonra zamanlarda sayısı hızla artan Araç üstü çadırların üzerine yazı yazmak bana düştü. 1992 yılından beri çadır ile çok tecrübem oldu. Birçok model ve bir çok hava test etme fırsatı buldum. -20 fırtınalı hava koşulundan, yakıcı güneşe, aynı gün içinde dört mevsime kadar bir çok ortamda yattım. Bu zaman ve tecrübe artık bir çadırın tasarımını gördüğün anda görüşünü belli edebilmeyi sağlıyor. Malzeme kalitesi, çadırın kurulduğu yer, duruşu, hava durumlarında nasıl davranacağı hakkında hemen bir görüş üretebiliyorsunuz.

Kategori Blog

Bozcaada'da Arkadaşlıklar Hiç Bitmez

Yıllar sonra tekrar

Bozcaada'ya çocuklar olmadan önce gitmiştik, güzel bir kamp yapmıştık. Ama nedense yollarda çok süründüğümüz için tekrar gitmeye değer mi diye düşünmedim değil.

Amca'nın Kampı

3 yaşını yeni tamamlayan Can'a bir hafta sonra kampa gideceğimizi söylediğimizde çok sevindi ve "Amca'nın Kampı"na gitmeyi heyecanla beklemeye başladı. Ablası Derin zaten bir kamp çocuğu olarak gayet olgun karşıladı. Ne de olsa anneannesinin köy evinde keyfi yerindeydi.

Bizler kendi tatil anlayışımıza uygun, yani "yorulmamışsak o tatil tatil değildir!" anlayışına uygun bu kampa gitmemizin diğer bir sebebi de çocuklar ve kendimiz için güçlendirici bir dönem geçirmekti. Hayat her zaman sorunlarla dolu, olumsuz bir çok etki altında kalıyoruz hem bizler hem çocuklar. Bu kampların kendini gerçekleştirme, bir sadeleşme ve güçlenme için fırsat olduğunu düşünüyoruz.

Oryantasyon

Ada'ya, Güler Pansiyona ve kampa hoşgeldik. Dostlarımız Alpay, Ayça ve Erin ile karşılaştık. Çadırımızı kurmadan önce şarabımızı yudumladık. Yerleşmenin ardından denize gittiğimizde Derin yeni arkadaşlarıyla denizin keyfini çıkarmaya başlamıştı bile.

Geçen sene Dedetepe'nin aksine buraya gelen diğer katılımcıların çoğu böyle bir kampa ilk defa katılıyordu. Her zamanki gibi çocuklar ve büyükler için ayrı ayrı oryantasyon yapıldı. Bazı katılıcımcıların yüzlerinde, farklı beklentilerle geldikleri için bir tedirginlik okunuyordu.

Gece Yürüyüşü

Daha ilk gece karanlıkta çocuklar ile yapılan yürüyüş, böyle ortamlara çocukların çok daha hızlı adapte olduklarını bir defa daha görmemizi sağladı. Alpay'ın çocuklarla kurduğu özel ilişkide yetişkinlerin bazen anlayamacağı, hatta bazen onlardan gizlediği oyunlar ve kurgular önemli bir yer tutuyor. Nerden öğrenmişler ise bazı yetiştkinler Alpay'ın çocuklar için hazırladığı sürprizi açık ettiler. Kendi çocuklarının yaşayacağı deneyimi onların elinden almış olduklarının farkında değillerdi.

Ateş Başı

Ateş başı kampın belki de en önemli zamanlarından birisi; çocuklar uyumadan önce ateş başında masal dinlediler ya da açık hava sineması izlediler. Kimi zaman yetişkinlerden birisi bildiği bir masalı anlattı, kimi zaman masal ateş başında oluştu. Çocuklar uyuduktan bir süre sonra bu sefer büyüklerin ateş sohbetleri başladı. Bütün herkes katılmasa da ateş her akşam yandı. Bazı geceler ateşli tartışmalar oldu, bazı geceler sakince şarap içip, yıldızlar izlendi.

A kişisi: "Dün aksam ateş başına gittim. Bir şey yoktu. Ateş sönmek üzereydi ve üç adam yatmış uyukluyordu."

B kişisi: "Doğru diyorsun , senin baktığın yerden üç adam gözüküyordu. Bizim oradan ise milyonlarca yıldız gözüküyordu."

Ateş

Daha ilk gece hafif ateşlenen Can, ikinci ve üçüncü günü yüksek seyreden ateş ile geçirdi. Can'ın enerji topladığında ve ateşinin biraz azaldığı zamanlarda muzip, canlı ve keyifli olması, bu hastalığı 1-2 gün içinde atlatacağının belirtisiydi. Halsizdi ama baygın değildi. 2. gece hafif bir ateş düşürücü kullandık sadece. Fakat ilginç olan hastalığı atlattıktan sonra Can'ın huyunun değişmesiydi. Çok talepkar, işini ağlayarak yaptırmak, annesine yapışmak gibi bir moda geçti. Kısa bir süre buna izin verdik. Ama sonra sebepsiz ağlamalara bir çözüm bulmak gerektiğine karar verdik. Uzun ağlamalarını göze alarak ortamdan yani annesinden uzaklaştırdım. Ağlaması bitince annesine döndük ve sevgi gördü. Bir kaç kez çok uzun ağladıktan sonra ağlamanın kendi istekleri ile ters bir etki yarattığını, annesine yaklaştırmak yerine uzaklaştırdığını deneyimledi. Eski Can geri geldi. Ara ara gene bazı denemeleri oldu tabii.

Yürüyüşler ve Deniz

Yürüyüşsüz olmaz, uzun yürüyüşler bizim için çok keyifli. 3 uzun yürüyüş yaptık. Keşif, risk alma, riski tartıp risk almama, stres ile başetme, yorgunlukla başetme... Riskli sayılabilecek bir yerden geçerken Derin çok keyifliydi: "Baba bu yürüyüş çok güzeldi, keşke bu yürüyüşü hatırlatacak bir yaram olsaydı!" Ve bacağındaki çiziği gösterince çok mutlu oldu: "Eyoo!"

Derin ve Mercan kampa başadığımızda yüzme bilmiyorlar ve kolluk kullanıyorlardı. Yetişkinler olarak hiç bir yönlendirme yapmadan önce kollukları çıkarmaya karar verdiler, tatlı bir rekabet ile  4. günün sonunda nasıl yüzdüklerini bize gururla gösteriyorlardı.

Zeybekiko

Bozcada tarihsel olarak mübadele öncesi ağırlıklı olarak Rum'ların yaşadığı bir ada. Dansçılık birikimimiz ile bu toprakların ortak danslarından Zeybek ve Zeybekiko ile ilgili bir atölye yapmayı önerdik. Az zaman olması ve daha az biliniyor olması sebebiyle Zeybekiko çalışması yaptık. Kadınların ilgi göstermesiyle ve çalışma bir kadın çemberine doğru ilerledi.

Seramik-Merkez-Serbest zaman-Mandala

Seramik eller kampın alt başlığı idi, ben açıkçası ilgilenmedim. Çay bahçesinde miskinlik yaptım. Gördüğüm kadarıyla çocuklar ve katılanlar memnundu. Etkinlik adanın merkezinde bir çay bahçesinde yapıldığı için ortalıktaydı ve bizim kamp katılımcısı olmayan çocuklar da rahatlıkla araya karıştılar. Seramik ya da mandalaya katılmayanlar için serbest zamandı ama genelde bu hakkımızı miskinlik için kullandık. Bir keresinde adalı çocuklar arasına karışıp futbol oynadık.

İğde ağacı

Ada havasının rüzgarlı olması sebebiyle programda değişiklik yapılarak merkeze bir gün daha fazla gidildi. Merkezde arka arkaya bulunmak bazı katılımcılarda rahatsızlık yarattı. Aslında bu konuların açılması için bir çok kanal -mesela ateş başı- olmasına rağmen açık bir şekilde konuşulduğunu söyleyemeyiz. Ama bu sıkıntı bize iğde ağacı altındaki pikniğe vesile oldu. Kampın özeti niteliğinde, bazılarımızda bir filmin final sahnesini andıran, dansların -yeni öğrenilen zeybekiko- edildiği, çocukların kendi sandviçlerini hazırladığı, isteyenin uyuduğu, isteyenin boyama yaptığı masalsı bir öğle yemeği oldu....

Not: Kızımız Derin(6) de katkıda bulunmak istedi:

Bazı yürüyüşler ıslak geçti.  Bazıları kupkuruydu ama yorucuydu. Ne de olsa Alpay amcanın kampları güzel oluyor. Bazen arkadaşlarımla kavga edebiliyordum ama  arkadaşlıklarımız hep devam ediyordu.

Büyükler bazen bana bir şey söylüyordu ama ben onlara hiç aldırmıyordum ve arkadaşlarımla oynamaya devam ediyordum.

Bazen kamplarda bazı arkadaşlarım gidiyordu, ama ben hiç üzülmedim ben de gideceğimi biliyordum. Kamplarda arkadaşlıklar hiç bitmez.

M. Gokhan Gokcen

Kategori Gittik

Ünzevi çam ağaçları ve mistik dokusu ile en sevdiğimiz yaylaların başında geliyor Kocayayla...Yol ve hava şartları elverdiği sürece gitmekten sıkılmayacağımız ve her defasında yeni keşifler yapabileceğimiz bir yer...Yine aynı duygular içinde toplanma bölgesinde ekip buluşmaya başlıyor. Navigasyonun farklı rotalar vermesine rağmen ufak gecikmelerle ekip tamamlanıyor ve kalabalık bir konvoy olarak 10:15 civarı tırmanışa geçiyoruz. Hava şartları mevsime göre oldukça iyi ve yağış beklemiyoruz. Ancak bir kaç gün evvel Marmara Bölgesi'nde etkili olan yağışın izlerini görmek mümkün.

Yaklaşık yarım saatlik tırmanışın ardından kamp bölgemize ulaşıyoruz. Yaylanın girişinde güneş ve aralıksız akan çeşme bizi karşılıyor. Gece yağan çiğ toprakta günün ilk ışıkları ile parıldıyor ve hava yavaş yavaş ısınıyor. Belli ki gece bir miktar soğuk olacak. Rakım 1500m.

Tuvalet bölgesi ve kamp alanını belirledikten sonra keyif içerisinde çadırlarımızı kurmaya başlıyoruz. Bu sırada bizim kamp yaptığımız bölgenin karşı yamacındaki tepelere doğru küçük bir yürüyüş yapıyorum ve offroad tutkunlarının doğaya verdiği zarar canımı sıkıyor. Kendilerinden sonra gelen kampçı ve doğa meraklılarına bıraktıkları ortam gerçekten içler acısı...2 tonluk araçlar ile endemik çimenin üzerine çıkarak adeta tüm yaylayı kırbaçlamış, tamiri çok zor olan yaralar açmışlar toprağa...Bu zihniyetin doğa dostu olduğuna inanmak gerçekten zor...Bu ortamı sadece kampçılar değil, otlamaya çıkan hayvalar da kullanıyor ve elbirliği ile maalesef doğal yaşama zarar veriyoruz. Farkındalığın artması ve hassasiyetin oluşması lazım, aksi takdirde çok yakın gelecekte bu güzelim yaylalar birer toprak ve çamur gölü haline gelecekler.

Güneş yavaş yavaş yükseliyor ve biz yürüyüşümüz için hazırlanıyoruz. Rotamız Şehirli Yayla...Neredeyse tüm grup yürüyüşe katılıyor ve tempolu bir yürüyüşün ardından yaylaya ulaşıyoruz. Yayla ortasında hayvanların da kullandığı çeşmeden sularımızı tazeliyor ve bir miktar dinleniyoruz. Bu sırada ormandan gelen bir hayvan sürüsü ile karşılaşıyoruz, hayvanlar da bu kadar kalabalığı görünce biraz ürküyorlar ancak yine de su kaynağını ortak kullanarak herkes susuzluğunu gideriyor. Ekip dönüş yoluna geçiyor ve daha hızlı bir tempo ile kamp alanımıza dönüyoruz. Minikler bir miktar yoruluyorlar ancak yine de enerji zirvede ve kamp alanı etrafında koşuşturmalar, oyun kurmacalar devam ediyor.

Akşama hazırlanmak adına odun toplamaya çıkıyoruz, çocuklarımız da bu aktiviteye kendi çaplarında katılarak kaydadeğer katkılarda bulunuyorlar. Dere kenarında yerde keşfettiğimiz bir ağaç kökünü 4-5 kişilik bir grupla ateş yakacağımız bölgeye taşıyoruz. Bu kütük bizi 2-3 saat idare eder. Bu sırada katılımcılarımızdan Mehmet Bey, ateş ile ilgili kısmı üstleniyor ve görkemli bir kamp ateşi yakıyoruz. Yavaş yavaş yemekler pişiriliyor ve ikramlar başlıyor...Aramızda kısır ustaları bile var ;) Yemeğin ardından ateş başı sohbetimiz gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor ve sonrasında çadırlarımıza çekiliyoruz. Hava beklediğimizden daha iyi...

Keyifli bir uykunun ardından sıkı bir kahvaltı yapıyoruz ve ardından çocuklar yürüyüş için hazırlar bile...Bu seferki rotamız Güneyli Yayla ve sonrasındaki maceralı orman yolu...Ekibin bir kısmı aynı yoldan geri dönerken, bir kısmı ile ormana dalıyoruz. İnişler, çıkışlar, sık çalılar ve zorluk derecesi biraz daha fazla olan bir parkuru keyif içerisinde tamamlayarak kamp alanımıza dönüyoruz...Artık yavaş yavaş eve dönüş ve toplanma hazırlıkları başlıyor. Tekrar Kocayayla'ya gelmek için buradan şimdilik ayrılmak zorundayız istemeyerek olsa da...

Vedalar zor oluyor her zamanki gibi ancak biliyoruz ki bir dahaki kampta tekrar birlikte olacağız.

Sevgiler,

Volkan Üstün

Kategori Gittik