Menekşe Yaylası Kampı Kasım 2009

Basit yaşamak istiyorum..

Aynı Erin gibi kamplardan dönerken “neden dönüyoruz ki?” sorusunun cevabını bulamıyorum. Sabah saat 06:30 bizim için 06:45 Erin’in için kalk borusu zamanıydı. Bir türlü benim kaldırma çabalarım sonuç vermediğinde Hülya devreye girdi “hadi bakalım kampa gidiyoruz” dediği an Erin yataktan hızlıca doğruldu ve bir gün önce beraber hazırlandığımız için (sanırım) ilk söylediği cümle: 
 

“çadırı da aldık..” durdu ve tekrar ” çadırı da aldık” diye heyecandan başka bir şey söyleyemedi. Sabahın bir körü son günlerdeki hiti Hülya’yı görünce ve ayamayınca kendini çok sevimli bir hale büründü :=) video açık olduğu için çok şanslı olduğumu düşündüm. Çevirip çevirip o sahneyi seyretmek istiyorum.

Uzatmadan.. yola çıktık. İstanbul buz gibi ve sisli! “Yandık” dedim, “gitmesek mi acaba” dedim..”araba var boş ver en kötü döneriz” diye kendimi ikna ettim. İyi de yaptım. Bir kaç yüz metre yaylaya doğru yükseldiğimizde sisi altımızda bırakıp yazdan kalma bir güneşler karşılaşacağımızı tahmin etmeliydim aslında!

Kampımızı kurduktan sonra yürümeye başladık.. muşmulalar, elmalar hem de eçiş bücüş en organiğinden öyle böyle değil!!Smiledoğada elmalar eciş bücüş olmaz mıydı ?? bal gibilerdi hemi de….muşmulalar ekşi tatlı ama çok ça tatlı. Bu zamana kadar ağzıma sürmemiş biri olarak hayattan bir şeyler kaçırmışım, tabii manavdan aldığında böyle olmuyor.. çatlayana kadar muşmula yedik. Eve de getirdik ama yüzüne bakan yok!! Bir de kestane madeni bulduk sanırım 3 kiloya yakın kestane topladık dönerken! minik minik kıtır kıtır pişirmeden ye gitsin! Kurt neyin yok içlerinde!

Sonra akşam yemeğimizi yedik..çeşit çeşit tarhana, çeşit çeşit karbonhidratlar erişte mi dersin makarna mı şehriye pilavı mı artık ne dersen ..ilerleyen saatlerde İbrahim çantasından evde çizilip hazırlanmış kestaneler ile rendelenmiş peyniri bile içinde olan mantarları ateş başına getirdiğinde çok şık oldu.. olmadı mı kuzum ?? oldu oldu..hazır olmayan pudingimle yaptığım tatlı da vardı sahi.. ne çok yedik!! eskiden biz kamplarda sade bulgur ve tarhana yerdik ! :=)

Güneş gittimiydi hava birden soğur özellikle yükseklerde! baktık ki ateşten azıcık uzakta olan her şey donuyor, su mataralarının kapakları açılmıyor hatta çadırların üstleri beyazlamış !! tanrım dedim bu gece soğuk olacak. Oldu da .. donma derecesi 0 olduğuna göre sabaha karşı hava eksilerde olmuştur kesinlikle. Bu da Erin için bir ilk oldu. Ben ilk eksi dereceli kampımı 23 yaşında yaptım adam 3 yaşında.. buna ne demeli!!

Gece güzel geçti geçmesine..sabah çadırın kapısını açtım ki güneş çıkmış her yer bembeyaz ama eriyor.. çadırların üstünden çok romantik dumanlar yükseliyor..derken bir çığlık Erin’den: “boynummm” diye. Ne olduğunu anlamadık bile. Gülüyordu oysa gözünü açtığında. Alpay’ın üstüne doğru yuvarlandı ve çığlığı bastı. Susmadan ağlıyor ne olduğunu anlayamıyoruz. Kulağını tutuyor boynum diyor kulağım diyor. Hareket ettirmeden Hülya’yı çağırdık (Hülya fizyoterepist dipnot olarak) hani belki boynu kulağı değil?? kafayı kaldıramıyor, acı acı ağlıyor!

Çadırdan çıkarttık ama yürüyemiyor. Ayağa kaldırınca yere atıyor kendini.Çaresiz kaldım, kaldık! O ağlıyor biz ne olabileceğini tahmin etmeye çalışıyoruz. Bir yandan kulağını tutuyor. Orta kulak mı dedik bir ara? haydi toplanalım gidelim hemen dedik. Sonra biraz sakinleşti kucağımda. “İçimi kulağın dışımı” diye  sordum “dışı” dedi. Baktık küçük bir kızartı var, belki bir şey soktu diye düşündük hemen bir antibiyotikli krem sürdük. Geçti gibi oldu ama ayağa kalkamıyor yürüyemiyor. İyice endişelenmeye başladım hatta dık diyelim. O endişeden dolayı sanırım Erin iyice korktu, korktukça ağladı, ağladıkça kendini kucağıma bıraktı. Tam bu esnada aklımdan” emziriyor olsaydım keşke” geçti. O zaman en azından acısını alırdım diye düşündüm. Garip geldi bu düşünce. Emzirmenin ne kadar kuvvetli bir ilaç olabileceğini hatırlamış olmayı neredeyse bir sene sonra garipsedim, sanırım bu güdü çok geç terk edecek beni. En son bir ara Alpay’ın kucağında uyudu. Mata yatırdık. Güneş ısıtıyor ama battaniye de örttük üstüne. Sanırım 1 saatten fazla uyudu. Uyandığında az da olsa yürümeye başladı. Biz anladık ki boynu tutuldu çünkü kafayı kaldıramıyor ve artık sakinleşmiş olmasından dolayı boynunun acıdığını söylüyor. En sonunda teşhis konuldu: Alpay’ın üstüne doğru yuvarlandığında boynuyla ters bir hareket yaptı. Muskoril sürüp sardık atkıyla bir de “tötö” istedi ki vardı yanımda allahtan .. keyfi yerine geldi.

Üzüldük tabii, hava çok güzeldi ..kuzum koşup top oynayacakken can acısıyla uyuya kaldı. Toparlandık bu arada.Tam arabaya bineceğiz yine başladı ağlamaya. Bu sefer dayanamadım ve ağrısını alsın diye yarım ölçek ilaç verdim. Normalde almam ama nedense çantayı kapatmadan ilk yardım çantasının içine atmıştım!!

ana yüreği mi diyorlar dı??

Arabada uyudu. Sanırım ilaç da ağrısını aldı. Uyandığında geçmişti ama o kadar korktu ki ertesi gün bile boynunu hareket ettirmeden, eli sürekli boynunda gezdi. Gece uykusunda dönerken Alpay’ı çağırdı hep : “baba gel döndür beni” diye.

Dedim ya bir çok ilk yaşadı Erin bu kampta..

Genel olarak sabah ki bu tatsız kaza dışında.. hayattan iki gün çaldık geldik.

Hala yol boyu dinlediğimiz Mark Knopfler dinliyorum. Huzuru kaçırmamak için belki de…

{phocagallery view=category|categoryid=18|limitstart=0|limitcount=0}

Ayça Oğuş

1977 İstanbul doğumlu. 1995 İtalyan lisesi, 1999 Kocaeli Üniversitesi Ekonomi mezunu.Önce gezi ve doğa fotoğrafçılığı yaptı. 2007 yılında anne oldu, fotoğrafçılık teması çocuklara yöneldi.2009 yılından beri doğum fotoğrafları , 2010 yılından beri yeni doğan bebek fotoğrafları çekmektedir.2010 -2014 yılları arasında Muammer Yanmaz Fotoğraf Atölyesinde Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi
2015 FUJIFILM EĞİTİM MERKEZİ Doğum Fotoğrafçılığı Atölyesi vermiştir halen özel dersler veremeye devam etmektedir.
Deneyimlerini ve yaşam tarzını anlattığı 2006 yılından beri yazdığı Pi-NiK Kuş adlı blogun yazarıdır.
Ailesi ile birlikte ” Kampa Gidelim mi Baba”  diyerek, diğer ailelere doğa içerisinde yaşayabilecekleri kamplara götürmek konusunda rehberlik yapmaktadır.
Kendi içsel yolculuğunda 2001 yılından öğrenci olarak başladığı yogada 2016 da Deniz Bağan ve Çelen Arıman’dan temel yoga hocalık eğitimini, 2017’de Gizem Onay Collet’ten Hamile yogası hocalık eğitimini tamamlamış halen Çelen Arıman’dan Yin Yoga hocalık eğitimi almaya devam etmekte, Hamile yogası ve başlangıç seviyesi yoga dersleri vermektedir.
Mandala Meditasyonunu bir şifa çalışması olarak kullanarak, yetişkin ve çocuklarla Mandala Atölyelerine liderlik ederek katılımcıların kendi yolculuklarını yaratmalarına yardımcı olmaktadır.Sergiler:2005 Aralık Yalçın Savuran ve proje grubu ile bir gölge konulu karma sergi

2010 Aslı Tür ve ÖzlemTuran ile “Her Damlası Altın:Anne sütü” Sergisi

2012 Bige Yalın ve Özlem Turan ile “Anneliğe Doğmak” Sergisi”

2013 40 Haramiler “İnsan Hikayeleri” Karma Fotoğraf Sergisi

2013 10. Renk : Paris Projesi Sergisi

2015 : Yüzkumbarası Projesi

Yorum Ekle