“Hoşgeldiniz Nasılsınız ? Buraya çocuklarınızla geldiğinize göre iyisiniz zaten” dedi yayladaki dede...

En güzel zamanıdır yaylalardaki kampların sonbahar. Yağmuru renkleri kokusu çamuru kışa  yaklaşırken ruhu son bir dem tazeler. Ekim ayının sonuna doğru havalar güzel giderken yine bir haftasonu Taraklı Karagöl yaylasına döndü rotamız. Güneşli bir sabah buluşma yerine vardık. Köyün camisinin karşısındaki otobüs durağında armut, elma, ayva toplarken birbirimizi bulduk ve yola koyulduk.

Hava durumu Cumartesi için yağmur veriyordu lakin bu yağmurun uzun süreli sağanak seçeneğini belirtmeyi atlamıştı site. Yaylaya vardığımızda yağmurdan hemen önce kampı kurduk, karınları doyurup atıştırmalıkları ve yağmurlukları çantaya atıp ormanın içine doğru yürüyüşe başladık. Yürüyüşle beraber yağmur da bize eşlik etmeye başladı. Ormanın içine girince ağaçlar şemsiye görevi gördüğünden şiddetini ancak açık alana çıktığımızda fark ettik. Güçlü bir sağanak başlamıştı.

Orman içinde toprağı koklayarak ve hatta tadına bakarak yürürken birden yayla evlerinden birinin önünde 8 metrekare bir alana sığışıp yağmurun dinmesini beklemeye başladık ama dinmek yerine usulca şiddetlenmeye başladı. Evlerden birinde daha önceden Alpay’ın yaşadığını bildiği bir dedenin hala orada olduğundan emin olduğumuz sırada kendisi bunca kalabalığı çoluk çocuk içeri davet etti.

“Hoşgeldiniz Nasılsınız ? Buraya çocuklarınızla geldiğinize göre iyisiniz zaten” dedi. 87 yaşında ve 91 yaşındaki eşiyle birlikte bir göz odada kalıyorlar. Bir yastıkta kocamak gördük o gün; gerçeten tek bir yastık, bir yatak, yanında küçük mutfak masası ve diğer yanda soba. Yol boyu içimden ve dışımdan “ bir soba olaydı şimdi yanına sığınaydık” diye söylendim aslında zaten dede o vakit diyordu ki “ herşey var, bol bol var, isteriz biz olur” İstedim de mi oldu yoksa olana şükran mı doldum bilemedim.

Çok konuşuyordu dede, ninenin kulakları da ağır işitiyordu zaten, böylece bulmuşlardı denge belki de. Çok konuşuyordu ama konuştuğu her cümle yaşam dersi gibi içimize işliyordu.
“20 milyonluk ekmek aldım eşim çok sever hava da kötü olunca bol bol aldım bol bol var, yoğurt da var bol bol yiyin zaten yeni çaldık yogurdu yarına yine olur bol bol var” diye ekledi. Ekmekler kesildi, sobanın üzerine yerleşti, tabaklara yoğurtlar konuldu. Kimimiz ekmeği doğradık içine tuzu da serptik, kimimiz üzerine yağ sürer gibi sürdük. Bir ara Can (9 yaş) yanımda tabağın dibini sıyırırken “ hayatımda yediğim en güzel yoğurt” diye kendi kendine konuşuyordu. Kıyafetler kuruyordu bu sırada . Camdaki yağmur damlaları hareketi kesince dindiğini fark ettik artık. Süpürgeyi takıp ortalığı temizleyip teşekkürlerimizi sunup geri dönüşe geçtik.

Dalında kurumuş erikleri, taze erikleri tada tada kamp yerine vardık. Rüzgar çok güçlüydü, akşam yemekleri hazırlanırken ateşi de yaktık. Çocuklar buldukları odunları ateşe getirdiler, baltayla odunlarını kestiler. Kimi için ilk kamptı kimi tecrübeli. Biraz ateş başı sonrası herkes çadırlarına çekildi. Soğuk bir sabaha uyanırken bulutlar dağılmış yağmur dinmiş gökyüzü ve güneş tüm renkleriyle bizi aydınlatmaya başladığında ateşi canlandırıp ortak kahvaltı masalarına kurulduk.

Hepimiz aynı şeyi konuşuyorduk:

Bol bol var diyerek buraya çocuklarımızla geldiysek iyiyiz çok şükür diye tekrar edip duruyorduk.

Ayça Oğuş

14.10.2017

 

 

 

 

 


Eylül gelmesine rağmen sıcaklıklar mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bayramdaki uzun tatili fırsat bilenler İstanbul'u boşaltmış, trafik sakin...Biz de daha önce keşif yaptığımız Acelle Yaylası'na doğru yola çıkıyoruz. Acelle, Akyazı'ya yakın bir bölgede ve 3-4 obanın ortaklaşa olarak kullandığı oldukça geniş bir yayla. Tam ortasında büyük bir gölete sahip ve çevresinde birçok irili ufaklı yayla mevcut. Ayrıca yaylaya girişteki yayla evlerinin çokluğu, köylülerin burayı ne kadar çok kullandıklarının bir göstergesi...

Bozcaada'da Arkadaşlıklar Hiç Bitmez

Yıllar sonra tekrar

Bozcaada'ya çocuklar olmadan önce gitmiştik, güzel bir kamp yapmıştık. Ama nedense yollarda çok süründüğümüz için tekrar gitmeye değer mi diye düşünmedim değil.

Amca'nın Kampı

3 yaşını yeni tamamlayan Can'a bir hafta sonra kampa gideceğimizi söylediğimizde çok sevindi ve "Amca'nın Kampı"na gitmeyi heyecanla beklemeye başladı. Ablası Derin zaten bir kamp çocuğu olarak gayet olgun karşıladı. Ne de olsa anneannesinin köy evinde keyfi yerindeydi.

Bizler kendi tatil anlayışımıza uygun, yani "yorulmamışsak o tatil tatil değildir!" anlayışına uygun bu kampa gitmemizin diğer bir sebebi de çocuklar ve kendimiz için güçlendirici bir dönem geçirmekti. Hayat her zaman sorunlarla dolu, olumsuz bir çok etki altında kalıyoruz hem bizler hem çocuklar. Bu kampların kendini gerçekleştirme, bir sadeleşme ve güçlenme için fırsat olduğunu düşünüyoruz.

Oryantasyon

Ada'ya, Güler Pansiyona ve kampa hoşgeldik. Dostlarımız Alpay, Ayça ve Erin ile karşılaştık. Çadırımızı kurmadan önce şarabımızı yudumladık. Yerleşmenin ardından denize gittiğimizde Derin yeni arkadaşlarıyla denizin keyfini çıkarmaya başlamıştı bile.

Geçen sene Dedetepe'nin aksine buraya gelen diğer katılımcıların çoğu böyle bir kampa ilk defa katılıyordu. Her zamanki gibi çocuklar ve büyükler için ayrı ayrı oryantasyon yapıldı. Bazı katılıcımcıların yüzlerinde, farklı beklentilerle geldikleri için bir tedirginlik okunuyordu.

Gece Yürüyüşü

Daha ilk gece karanlıkta çocuklar ile yapılan yürüyüş, böyle ortamlara çocukların çok daha hızlı adapte olduklarını bir defa daha görmemizi sağladı. Alpay'ın çocuklarla kurduğu özel ilişkide yetişkinlerin bazen anlayamacağı, hatta bazen onlardan gizlediği oyunlar ve kurgular önemli bir yer tutuyor. Nerden öğrenmişler ise bazı yetiştkinler Alpay'ın çocuklar için hazırladığı sürprizi açık ettiler. Kendi çocuklarının yaşayacağı deneyimi onların elinden almış olduklarının farkında değillerdi.

Ateş Başı

Ateş başı kampın belki de en önemli zamanlarından birisi; çocuklar uyumadan önce ateş başında masal dinlediler ya da açık hava sineması izlediler. Kimi zaman yetişkinlerden birisi bildiği bir masalı anlattı, kimi zaman masal ateş başında oluştu. Çocuklar uyuduktan bir süre sonra bu sefer büyüklerin ateş sohbetleri başladı. Bütün herkes katılmasa da ateş her akşam yandı. Bazı geceler ateşli tartışmalar oldu, bazı geceler sakince şarap içip, yıldızlar izlendi.

A kişisi: "Dün aksam ateş başına gittim. Bir şey yoktu. Ateş sönmek üzereydi ve üç adam yatmış uyukluyordu."

B kişisi: "Doğru diyorsun , senin baktığın yerden üç adam gözüküyordu. Bizim oradan ise milyonlarca yıldız gözüküyordu."

Ateş

Daha ilk gece hafif ateşlenen Can, ikinci ve üçüncü günü yüksek seyreden ateş ile geçirdi. Can'ın enerji topladığında ve ateşinin biraz azaldığı zamanlarda muzip, canlı ve keyifli olması, bu hastalığı 1-2 gün içinde atlatacağının belirtisiydi. Halsizdi ama baygın değildi. 2. gece hafif bir ateş düşürücü kullandık sadece. Fakat ilginç olan hastalığı atlattıktan sonra Can'ın huyunun değişmesiydi. Çok talepkar, işini ağlayarak yaptırmak, annesine yapışmak gibi bir moda geçti. Kısa bir süre buna izin verdik. Ama sonra sebepsiz ağlamalara bir çözüm bulmak gerektiğine karar verdik. Uzun ağlamalarını göze alarak ortamdan yani annesinden uzaklaştırdım. Ağlaması bitince annesine döndük ve sevgi gördü. Bir kaç kez çok uzun ağladıktan sonra ağlamanın kendi istekleri ile ters bir etki yarattığını, annesine yaklaştırmak yerine uzaklaştırdığını deneyimledi. Eski Can geri geldi. Ara ara gene bazı denemeleri oldu tabii.

Yürüyüşler ve Deniz

Yürüyüşsüz olmaz, uzun yürüyüşler bizim için çok keyifli. 3 uzun yürüyüş yaptık. Keşif, risk alma, riski tartıp risk almama, stres ile başetme, yorgunlukla başetme... Riskli sayılabilecek bir yerden geçerken Derin çok keyifliydi: "Baba bu yürüyüş çok güzeldi, keşke bu yürüyüşü hatırlatacak bir yaram olsaydı!" Ve bacağındaki çiziği gösterince çok mutlu oldu: "Eyoo!"

Derin ve Mercan kampa başadığımızda yüzme bilmiyorlar ve kolluk kullanıyorlardı. Yetişkinler olarak hiç bir yönlendirme yapmadan önce kollukları çıkarmaya karar verdiler, tatlı bir rekabet ile  4. günün sonunda nasıl yüzdüklerini bize gururla gösteriyorlardı.

Zeybekiko

Bozcada tarihsel olarak mübadele öncesi ağırlıklı olarak Rum'ların yaşadığı bir ada. Dansçılık birikimimiz ile bu toprakların ortak danslarından Zeybek ve Zeybekiko ile ilgili bir atölye yapmayı önerdik. Az zaman olması ve daha az biliniyor olması sebebiyle Zeybekiko çalışması yaptık. Kadınların ilgi göstermesiyle ve çalışma bir kadın çemberine doğru ilerledi.

Seramik-Merkez-Serbest zaman-Mandala

Seramik eller kampın alt başlığı idi, ben açıkçası ilgilenmedim. Çay bahçesinde miskinlik yaptım. Gördüğüm kadarıyla çocuklar ve katılanlar memnundu. Etkinlik adanın merkezinde bir çay bahçesinde yapıldığı için ortalıktaydı ve bizim kamp katılımcısı olmayan çocuklar da rahatlıkla araya karıştılar. Seramik ya da mandalaya katılmayanlar için serbest zamandı ama genelde bu hakkımızı miskinlik için kullandık. Bir keresinde adalı çocuklar arasına karışıp futbol oynadık.

İğde ağacı

Ada havasının rüzgarlı olması sebebiyle programda değişiklik yapılarak merkeze bir gün daha fazla gidildi. Merkezde arka arkaya bulunmak bazı katılımcılarda rahatsızlık yarattı. Aslında bu konuların açılması için bir çok kanal -mesela ateş başı- olmasına rağmen açık bir şekilde konuşulduğunu söyleyemeyiz. Ama bu sıkıntı bize iğde ağacı altındaki pikniğe vesile oldu. Kampın özeti niteliğinde, bazılarımızda bir filmin final sahnesini andıran, dansların -yeni öğrenilen zeybekiko- edildiği, çocukların kendi sandviçlerini hazırladığı, isteyenin uyuduğu, isteyenin boyama yaptığı masalsı bir öğle yemeği oldu....

Not: Kızımız Derin(6) de katkıda bulunmak istedi:

Bazı yürüyüşler ıslak geçti.  Bazıları kupkuruydu ama yorucuydu. Ne de olsa Alpay amcanın kampları güzel oluyor. Bazen arkadaşlarımla kavga edebiliyordum ama  arkadaşlıklarımız hep devam ediyordu.

Büyükler bazen bana bir şey söylüyordu ama ben onlara hiç aldırmıyordum ve arkadaşlarımla oynamaya devam ediyordum.

Bazen kamplarda bazı arkadaşlarım gidiyordu, ama ben hiç üzülmedim ben de gideceğimi biliyordum. Kamplarda arkadaşlıklar hiç bitmez.

M. Gokhan Gokcen

Ünzevi çam ağaçları ve mistik dokusu ile en sevdiğimiz yaylaların başında geliyor Kocayayla...Yol ve hava şartları elverdiği sürece gitmekten sıkılmayacağımız ve her defasında yeni keşifler yapabileceğimiz bir yer...Yine aynı duygular içinde toplanma bölgesinde ekip buluşmaya başlıyor. Navigasyonun farklı rotalar vermesine rağmen ufak gecikmelerle ekip tamamlanıyor ve kalabalık bir konvoy olarak 10:15 civarı tırmanışa geçiyoruz. Hava şartları mevsime göre oldukça iyi ve yağış beklemiyoruz. Ancak bir kaç gün evvel Marmara Bölgesi'nde etkili olan yağışın izlerini görmek mümkün.

Yaklaşık yarım saatlik tırmanışın ardından kamp bölgemize ulaşıyoruz. Yaylanın girişinde güneş ve aralıksız akan çeşme bizi karşılıyor. Gece yağan çiğ toprakta günün ilk ışıkları ile parıldıyor ve hava yavaş yavaş ısınıyor. Belli ki gece bir miktar soğuk olacak. Rakım 1500m.

Tuvalet bölgesi ve kamp alanını belirledikten sonra keyif içerisinde çadırlarımızı kurmaya başlıyoruz. Bu sırada bizim kamp yaptığımız bölgenin karşı yamacındaki tepelere doğru küçük bir yürüyüş yapıyorum ve offroad tutkunlarının doğaya verdiği zarar canımı sıkıyor. Kendilerinden sonra gelen kampçı ve doğa meraklılarına bıraktıkları ortam gerçekten içler acısı...2 tonluk araçlar ile endemik çimenin üzerine çıkarak adeta tüm yaylayı kırbaçlamış, tamiri çok zor olan yaralar açmışlar toprağa...Bu zihniyetin doğa dostu olduğuna inanmak gerçekten zor...Bu ortamı sadece kampçılar değil, otlamaya çıkan hayvalar da kullanıyor ve elbirliği ile maalesef doğal yaşama zarar veriyoruz. Farkındalığın artması ve hassasiyetin oluşması lazım, aksi takdirde çok yakın gelecekte bu güzelim yaylalar birer toprak ve çamur gölü haline gelecekler.

Güneş yavaş yavaş yükseliyor ve biz yürüyüşümüz için hazırlanıyoruz. Rotamız Şehirli Yayla...Neredeyse tüm grup yürüyüşe katılıyor ve tempolu bir yürüyüşün ardından yaylaya ulaşıyoruz. Yayla ortasında hayvanların da kullandığı çeşmeden sularımızı tazeliyor ve bir miktar dinleniyoruz. Bu sırada ormandan gelen bir hayvan sürüsü ile karşılaşıyoruz, hayvanlar da bu kadar kalabalığı görünce biraz ürküyorlar ancak yine de su kaynağını ortak kullanarak herkes susuzluğunu gideriyor. Ekip dönüş yoluna geçiyor ve daha hızlı bir tempo ile kamp alanımıza dönüyoruz. Minikler bir miktar yoruluyorlar ancak yine de enerji zirvede ve kamp alanı etrafında koşuşturmalar, oyun kurmacalar devam ediyor.

Akşama hazırlanmak adına odun toplamaya çıkıyoruz, çocuklarımız da bu aktiviteye kendi çaplarında katılarak kaydadeğer katkılarda bulunuyorlar. Dere kenarında yerde keşfettiğimiz bir ağaç kökünü 4-5 kişilik bir grupla ateş yakacağımız bölgeye taşıyoruz. Bu kütük bizi 2-3 saat idare eder. Bu sırada katılımcılarımızdan Mehmet Bey, ateş ile ilgili kısmı üstleniyor ve görkemli bir kamp ateşi yakıyoruz. Yavaş yavaş yemekler pişiriliyor ve ikramlar başlıyor...Aramızda kısır ustaları bile var ;) Yemeğin ardından ateş başı sohbetimiz gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor ve sonrasında çadırlarımıza çekiliyoruz. Hava beklediğimizden daha iyi...

Keyifli bir uykunun ardından sıkı bir kahvaltı yapıyoruz ve ardından çocuklar yürüyüş için hazırlar bile...Bu seferki rotamız Güneyli Yayla ve sonrasındaki maceralı orman yolu...Ekibin bir kısmı aynı yoldan geri dönerken, bir kısmı ile ormana dalıyoruz. İnişler, çıkışlar, sık çalılar ve zorluk derecesi biraz daha fazla olan bir parkuru keyif içerisinde tamamlayarak kamp alanımıza dönüyoruz...Artık yavaş yavaş eve dönüş ve toplanma hazırlıkları başlıyor. Tekrar Kocayayla'ya gelmek için buradan şimdilik ayrılmak zorundayız istemeyerek olsa da...

Vedalar zor oluyor her zamanki gibi ancak biliyoruz ki bir dahaki kampta tekrar birlikte olacağız.

Sevgiler,

Volkan Üstün

Tabiata verdiğimiz zararların etkilerini geçtiğimiz günlerde İstanbul'da yaşadığımız fırtına ve sel felaketi ile bir kez daha tecrübe ettik. Normalde birkaç gün durmaksızın yağacak yağmur ve dolu, sadece birkaç saatte yağdı. Bu yağışın yol şartlarını etkileyebileceğini düşünerek cuma günü akşamüstü keşif amaçlı yola çıktım. Yollarda yağışın sebep olduğu derin yarıkları gözlemlemek mümkündü. Bahçecik üzerinden yaylaya devam eden yol üzerinde yer yer su birikintileri olmakla birlikte, geçişi engelleyecek temel bir sorun yok gibiydi. Ta ki yaylaya varmaya 1km kalana dek...Ağaçların arasından keyifle seyir halinde iken bir anda anlamsız bir açıklık ile karşılaştım ve zemin, binek bir aracın zorlanacağı boyutta balçık olmuştu. Bölge yerlilerinden bir adamın, yaylaya bu kadar yakın bir yere tarla açma ?! çabasıymış meğer bu talanın nedeni. Ciddi bir ağaç kesimi yapılmış ve yağmur direk toprakla buluştuğu için zemini oldukça yumuşatmıştı.
Aracımı güç bela bu çamurdan çıkardıktan sonra, bir sonraki gün gelecek olan grubu buradan nasıl geçireceğimi düşünmeye başladım. Dozer şoföründen yolu bir miktar düzlemesini rica ettim ve yayla yoluna tekrar koyuldum. Bu mevsimde her zaman olduğu gibi kekik kokusunu içime çekerek, bir kez daha burada olduğum için çok şanslı olduğumu hissettim.

Her zamanki yerimize kamp alanını planladıktan sonra, gündelik işlere koyulup sabah erken uyanmak üzere çadıra geçtim. Güneşin doğmasına yakın hafif bir serinlikte uyanarak hemen toplanma bölgemize doğru hareket ettim. Birkaç aile toplanma bölgesine ulaşmıştı bile..Çocuklar sabah mahmurluğunu üzerlerinden atmaya çalışıyor, bu sırada da gittikçe kalabalık bir grup haline geliyorduk. Nihayet saat 10:00 civarı ekip tamamlanarak 15 araçlık bir konvoy olarak yola koyulduk. Kalabalık grupta hızımızı en yavaş ve arazi şartlarına en uygun olmayan araca göre ayarlarız ve yine öyle yaptık. Yaklaşık 45 dk sonra balçıklı bölgeye geldik, nisbeten düne göre daha iyi durumda idi. Ancak yine de tedbiri elden bırakmayarak araçların tek tek ve kontrollü şekilde bu bölgeyi geçmelerini sağladık.

Önümüzde eğlenmemiz ve keşfetmemiz için bir sürü yeni şey bizleri bekliyordu. Aileler çadırlarını kurarken, çocuklar birbirleriyle iletişimlerini hızla artırıyor, arkadaşlıklar ve oyunlar kuruluyordu. Doğanın insanlar üzerindeki pozitif etkisi ve şehir kalabalığından uzaklaşmanın verdiği rahatlama ile herkesin keyfi yerinde gözüküyordu.

Kamp yaptığımız bölge, yayla evlerinin bulunduğu yere yaklaşık 2km uzaklıkta. Hem yayla evlerini hem de bölgedeki diğer güzellikleri görmek adına yürüyüş hazırlıkları başlıyor. Kimi çocuklar uçurtmalarını açmış, gökyüzüne salmışlar bile..

Yürüyüş için katılım yüksek ve herkes istekli bir şekilde yola koyuluyoruz. Düzler bölgesi, papazın çayırı, menevşe yaylası rotasını izleyerek kamp alanına dönüyoruz..İlk defa deneyenler ile birlikte 6km'lik inişli çıkışlı bir parkuru sorunsuz tamamlıyoruz ;)

Ateş ve akşam yemeği hazırlıkları başlıyor, bu sırada dinlenmek isteyenler biraz uzanarak akşamüstü serinliğinde kestiriyorlar. geride kalanlar ile odun için ormana dalıyoruz. Orman İşletme Müdürlüğü seyreltme çalışması yapmış ve yerde birçok kuru kütük buluyoruz ve saat 20:00 civarında tüm katılımcıları çevresinde toplayacak kamp ateşimiz kendini gösteriyor. Gece boyunca sohbet ve miniklerin şaşkın soruları ile geçiyor. Tabi ki gece yürüyüşü olmazsa olmazlardan...Bir başka keyfi var, lambalar kafada 1-2km kadar yürüyoruz, çoğu zaman lambalarımız kapalı...Ay yarım olmasına rağmen çok güzel aydınlatıyor geceyi ve gözlerimizi karanlığa alıştırmaya çalışıyoruz.
Günün yorgunluğu yürüyüş sonrası kendini daha çok hissettiriyor ve birer ikişer çadırlara çekiliyor insanlar. Çiğ var ancak hava hala iki haneli derecelerde...

Güzel bir uykunun ardından her zamanki gibi ilk uyanan çocuklar oluyor. Bazı ailelerin erken ayrılması gerektiğinden onları uğurluyoruz öncelikle. Sonra biz de kahvaltı ve ufak bir toparlanmanın ardınan, bu sefer ters yönden yayla yolunu yürümek üzere yola çıkıyoruz. Ekip biraz daha küçük ancak oldukça azimli. İlk yokuş bir solukta çıkılıyor. Bu taraftaki yürüyüş rotasının bir şansı da, yolda karşılaştığımız meyve ağaçları...Kimi ekşi kim tatlı erikler, fındık ağaçları, dağ çilekleri vs. Gönlümüzce topluyoruz ve yiyoruz. Kamp alanına döndüğümüzde yorgunluğumuz yok denecek kadar az. Tekrar görüşmek dilekleri ile birer birer kamptan ayrılıyoruz.

Doğa tüm sihrini yine yapmış ve bizi büyülemeyi başarmış olarak dönüyoruz evlerimize ve tabi ki bir daha ne zaman buluşacağımızın hesaplarını yaparak...

Sevgiler,

Volkan Üstün

Saat sabahın 09:00'u ancak şehir merkezinde sıcaklık 26 derece ve rahatsız edici bir hava var...Belli ki gün içerisinde 35'leri görecek. Ama bizim keyfimiz yerinde çünkü yine yayla yollarındayız. Ekip her zamanki gibi dakik şekilde buluşma yerinde, son eksiklerimizi tamamlıyor ve planladığımız zamanda konvoy halinde yola koyuluyoruz. 

Delmece Yaylası ormaniçi yolu, virajlı asfalt bir yol. Keyifle tırmanırken sıcaklık yavaş yavaş düşüyor. Yaylanın hemen girişindeki taş ocağı şantiyesi canımızı sıksa da varış noktasına ulaşmanın huzuruyla daha önceden kamp yaptığımız bölgeleri kontrol ediyoruz. Rüzgar kuvvetli ancak güneş tepede ve tüm yakıcılığı ile yükseliyor. Kendimizi hemen yaylanın sonlarına doğru çeşmeye yakın bir bölgeye ağaçların altına atıyoruz. Çadırlar ve arkadaşlıklar kuruluyor ve ardından birşeyler atıştırıyoruz.

Sırt çantalarımız ve ufak tefek malzememizle yürüyüşe hazırız. Çocuklar her zamanki gibi koşturarak ön saflarda yerlerini alıyorlar, tıngır mıngır yıkık köprüye doğru yürüyoruz, sonraki hedef şifalı su...Su kaynağı bulunduğumuz bölgeden yaklaşık 1-1,5km uzaklıkta ve ağaçlar içinde ilerlediğimiz iki üç iniş çıkıştan oluşan toprak bir yol. Suya vardıktan sonra ünzevi ağaçların altına yatıyoruz, çocukların keyfi hala zirvede. Ağaca tırmananlar, yapraklarla oynayanlar veya yere yatarak uyuma numarası yapanlar :)

Dönüş yolunda biraz da akşam için odun hazırlığı yapıyoruz. Ekip halinde ormana giriliyor ve gecelik odun toplanıyor. Ateşimiz yanmaya hazır akşam yemeklerini hazırlama telaşı başlıyor. Bu sırada çevremiz irili ufaklı çadırlarla doluyor. Belli ki aşağıda bunalanlar deniz yerine yaylayı tercih etmişler. Kısa sürede onlarla da kaynaşıyoruz. Çocuklar yavaş yavaş uykuya çekilmeden evvel gökyüzü cisimlerini inceliyoruz birlikte, sonrasında da ertesi gün planları yapılıyor. Bir kısım arkadaş sabah vakitlice ayrılacağını belirtince kalanlarla ertesi gün planlanıyor ve gece yarısı herkes çadırına çekiliyor. Çocuklar çoktan mışıl mışıl uyuyorlar.

Ertesi sabah obamız inek sürüsü istilasına uğruyor ve çan sesleri ve bağırışmalar içerisinde uyanıyoruz. Sürüyü bizim bulunduğumuz bölgeden geçiren bir çobanın homurtuları ve hayvanları kontrol etme çabasının yanında bizim çocukların şaşkın bakışları birbirini izliyor. Neyseki vukuatsız toparlanıp yollarına devam ediyorlar. 

Güzel bir kahvaltının ardından kararlaştırdığımız gibi yayladan ayrılarak araçlarla Çifte Şelale'nin yolunu tutuyoruz. Birkaç arkadaş şelalelerin görülmeye değer olduğunu söylüyor ancak pazar olması dolayısıyla oldukça kalabalık. Yine de biz keyfini çıkarıyor ve hatta birkaçımız suya bile giriyor. Sonrasında buz gibi dere içerisinde gözleme yiyerek çaylarımızı yudumluyoruz. 

Birbirimizle tekrar görüşmek dilekleri içerisinde araçlarımıza binerek evimizin yolunu tutuyoruz. Kampa katılarak kendilerinden birşeyler paylaşan tüm katılımcılara teşekkürler.

En yakın zamanda yeni bir kampta görüşmek dileğiyle,

Sevgiler,

Volkan Üstün

Yine çılgın bir deney ile başbaşayız. İstanbul’da fırtına kopuyor. Yağmurdan korkumuz almış başını yürümüş. Kimse kafasını dışarı bile çıkarmak istemiyor. Sebep. Yağmur yağıyor. Biz ne yapıyoruz. Bakalım diyoruz ne olacak. Çok zorlanırsak döneriz. Öylede yapıyoruz. Buluşma noktamız karışık. Hafif nemli is camlara ve yüzümüze vuruyor. Biz erik topluyoruz. Çocuklar Erik topluyor. Buluştuk. Kalabalığız ama %50 kendini evde tutmuş bilerek anlaşılan. Olsun bakalım nasıl bir hikaye olacak bizimkisi.

Hesapta nisan ayının son haftasonunu güneyde biryerde kamp yaparak daha ılıman geçirmeyi hayal etmiştik. Kar yağdı bildiğin. 1 mayıs kampını da artık mayıs yahu deyip göle girmeli olur diye Taraklı olarak belirledik. Hehe şimdi yine kar yağdı diyeceğim sandınız değilmi. Hayır deliler gibi yüzdük.

Aylardır beklenen özlenen haftasonu yayla kamplarının bu haftasonu açılışını yaptık. Bu sene sert bir kış geçtiği için özellikle Nisan ayının son haftasını beklemiştik kamplara başlangıç yapabilmek için ne de olsa artık Nisan’ın son haftası yayla bile olsa tamam belki sıcak bir hava beklemese de bizi bahar havasını hissetirir diye düşündük. Heyecanla sabah yola çıktık, sabah hava güneşliydi bu da içimize umut serpti lakin Yalova’ya geldiğimizde bizi sert bir rüzgar karşıladı. Daha yaylaya çıkmadan oldukça serin bir havanın bizi beklediğini anlamıştık. Bizim için kötü hava şartı yok elbette doğru malzeme var, o yüzden yola koyulduk.

Harika bir kampın 2.günündeydik.Bu defa 2.gün uzun yürüyüşüne katılmayalım dedik. Rüzgar’a sorduk yürüyüşe çıkalım mı diye. Hayır dedi. Bizde kahvaltıdan sonra toparlanıp gitme planları yaparken Alpay Rüzgar’a ne söylediyse artık, Rüzgar koşarak yanımıza geldi ve ‘Anne anne benim montum nerde, ben yürüyüşe çıkıyorum hadi sizde gelin dedi ve ardından bizde yürüyüşte sıramızı tuttukJYürüyüş dönüşü ben kamp yerine daha çabuk varmıştım.Orkun ile Rüzgar yürüyüşte biraz arkalarda kalmışlardı. Herkes çadırını ve malzemelerini toplayıp dönüş yoluna çıkmaya başlamıştı. Ben çadırı toplamakta maalesef biraz aheste davrandım.

Ara

DMC Firewall is a Joomla Security extension!